Kendimizle Yeniden Bağ Kurmak
Eylül’e girerken kendimize dönmekten söz ettik.
Sonra biraz daha derine inip sonbaharın bize hatırlattığı o güzel meseleyi konuştuk: Bırakmak…
Şimdi ise belki de en önemli sorunun sırası geldi:
Peki bıraktıktan sonra ne olacak?
Bir alışkanlığı bıraktık.
Bir kırgınlığı geride bırakmaya karar verdik.
Bizi yoran bir düşünceyi fark ettik.
Belki bir ilişki biçimini değiştirdik.
Belki yıllardır taşıdığımız bir yükü artık taşımamaya niyet ettik.
Ama sonra.., İçimizde bir boşluk oluşabilir.
Çünkü insan sadece taşıdığı şeylere değil, bazen onları taşımaya da alışıyor.
Ve bıraktığımızda kendimize şu soruyu sorabiliyoruz:
“Şimdi ben ne yapacağım?”
Belki de tam burada gerçek dönüşüm başlıyor.
Boşluk her zaman kötü değildir
Hayatımızdan bir şeyi çıkardığımızda hemen yerine başka bir şey koymak istiyoruz.
Sessiz kalınca telefonumuza sarılıyoruz.
Yalnız kalınca hemen birini arıyoruz.
Bir alışkanlığı bırakınca başka bir alışkanlığa yöneliyoruz.
Çünkü boşluk bizi bazen huzursuz ediyor.
Oysa her boşluk doldurulmak zorunda değil.
Bazı boşluklar vardır ki insanın kendisini yeniden duyabilmesi için açılır.
Belki de hayatımızda ilk kez kendimize gerçekten kulak verebilmemiz için biraz sessizliğe ihtiyacımız vardır.
Çünkü uzun zamandır başkalarının sesini dinlemekten kendi sesimizi duyamamış olabiliriz.
Kendimizle ilişkimiz nasıl?
Başkalarıyla ilişkilerimizi çok düşünüyoruz.
“Beni seviyor mu?”
“Bana değer veriyor mu?”
“Beni anlıyor mu?”
“Bana neden böyle davrandı?”
Ama bir soru daha var ki çoğu zaman unutuyoruz:
“Ben kendime nasıl davranıyorum?”
Kendimizi sürekli eleştiriyor muyuz?
Bir hata yaptığımızda kendimize başkalarına davrandığımız kadar anlayışlı olabiliyor muyuz?
Yorulduğumuzda dinlenmemize izin veriyor muyuz?
Başarısız olduğumuzda kendimizi değersiz mi hissediyoruz?
Kendimizi olduğumuz halimizle kabul edebiliyor muyuz?
Belki de hayatımızdaki en uzun ilişki, kendimizle olan ilişkimiz.
Ve bu ilişkiyi iyileştirmek için bazen dışarıya değil, içeriye bakmamız gerekiyor.
Kendini bulmak, kendini yeniden tanımaktır
“Ben kimim?” sorusu düşündüğümüzden çok daha derin.
Çünkü yıllar içinde üzerimize birçok rol giyiyoruz.
Evlat oluyoruz. Anne, baba oluyoruz. Eş oluyoruz.
Arkadaş oluyoruz. Çalışan oluyoruz.
Yönetici, girişimci, bakıcı, destek olan kişi…
Herkes için bir şeyler yaparken bazen kendimize şu soruyu sormayı unutuyoruz:
“Bütün bu rollerin dışında ben kimim?”
Neyi seviyorum?
Ne beni heyecanlandırıyor?
Neye ihtiyacım var?
Neyi artık istemiyorum?
Beni ne besliyor?
Nerede kendimi gerçekten “ben” gibi hissediyorum?
Kendimizi bulmak belki de yepyeni bir insan olmak değil.
Uzun zamandır üzerimize yapışmış olan “olmam gereken kişi”lerden sıyrılıp, zaten içimizde var olan kişiyi yeniden hatırlamak.
Ruh, zihin ve beden yeniden aynı masaya oturduğunda…
İşte burada yeniden başlangıçta konuştuğumuz üç yol arkadaşımıza dönüyoruz:
Ruh, zihin ve beden…
Zihnimiz bir şey söylüyor.
Bedenimiz başka bir şey anlatıyor.
Ruhumuz ise belki çok daha sessiz bir yerden bizi çağırıyor.
Zihin “devam et” diyor. Beden “biraz dinlen” diyor.
Ruh ise belki: “Kendine dön”diyor.
Denge, bu üçünden birini susturmak değildir.
Onların sesini aynı anda duyabilmektir.
Çünkü kendimizle bağımız güçlendikçe neye ihtiyacımız olduğunu daha iyi fark etmeye başlarız.
Kendimize küçük dönüşler yapabiliriz
Kendimizle yeniden bağ kurmak için hayatımızı bir gecede değiştirmemiz gerekmiyor.
Bazen küçük şeyler yeterli.
Sabah uyandığımızda ilk birkaç dakikayı telefonsuz geçirmek…
Gün içinde birkaç dakika sessiz kalmak…
Bir yürüyüş sırasında sadece çevremizi fark etmek…
Duygularımızı yargılamadan yazmak…
Bize iyi gelen insanlarla daha fazla zaman geçirmek…
Bizi tüketen şeylere sınır koymak…
Ve günün sonunda kendimize sormak:
“Bugün kendim için ne yaptım?”
Cevap çok küçük olabilir.
Ama küçük şeylerin düzenli tekrarı, insanın kendisiyle olan bağını yeniden güçlendirebilir.
Kendine dönmek bencillik değildir
Özellikle hayatı boyunca başkalarını düşünen insanlar için kendine zaman ayırmak bazen suçluluk yaratabilir.
“Ben dinlenirken işler ne olacak?”
“Ben kendimi düşünürsem bencil olur muyum?”
“Önce herkesin ihtiyacını karşılamalıyım.”
Oysa kendimize iyi bakmak, başkalarını önemsememek değildir.
Tam tersine…
Kendi sınırlarımızı, ihtiyaçlarımızı ve enerjimizi fark etmek; hayatımızdaki ilişkileri de daha sağlıklı hale getirebilir.
Kendimizi tamamen tüketerek verdiğimiz şeyin adı her zaman sevgi değildir.
Bazen sevgi, kendimizi de hesaba katabilmektir.
Belki de aradığımız şey dışarıda değildir.
Hayat boyunca bir şeylerin bizi tamamlamasını bekleyebiliyoruz.
Doğru iş… Doğru insan… Daha fazla para…
Daha iyi bir ev… Daha güzel bir hayat…
Elbette bunların hepsi hayatımıza katkı sağlayabilir.
Ama insanın içindeki boşluğu yalnızca dışarıdaki şeylerle doldurmak her zaman mümkün olmayabilir.
Çünkü insanın kendisiyle kurduğu bağ zayıfsa, dışarıdaki güzelliklerin içinde bile eksiklik hissedebilir.
Bu nedenle bazen soruyu değiştirmek gerekir.
“Hayatımda ne eksik?”yerine;:
“Ben kendimden nerede uzaklaştım?”
Belki cevap oradadır.
Yeni bir mevsim, yeni bir hayat değil; yeni bir bakış olabilir.
Sonbahar ilerliyor, ağaçlar yavaşlıyor, günler kısalıyor.
Doğa biraz daha sessizleşiyor. Belki biz de hayatın hızını biraz azaltabiliriz.
Her şeyi yetiştirmek zorunda olmadığımızı…
Her soruya hemen cevap vermemiz gerekmediğini…
Her insanı memnun edemeyeceğimizi…
Her şeyi kontrol edemeyeceğimizi…
Ve bazı şeylerin zamanına bırakılabileceğini hatırlayabiliriz.
Bazen iyileşmek hızlanmak değil, kendimize yetişecek kadar yavaşlamaktır.
Kendimize bir söz verelim.
Bu sonbaharda kendimize büyük sözler vermeyelim.
“Artık hiç üzülmeyeceğim.”
“Her şeyi değiştireceğim.”
“Bundan sonra kusursuz olacağım.”
Bunların yerine daha sade bir söz verelim:
“Kendimi daha çok duyacağım.”
Yorulduğumda dinleyeceğim.
Üzüldüğümde kendime kızmayacağım.
İhtiyacım olduğunda yardım isteyeceğim.
Bana iyi gelmeyen şeylere sınır koyacağım.
Ve kendimi başkalarının hayatlarıyla kıyaslamak yerine kendi yoluma bakacağım.
Çünkü belki de kendini bulmak, başka birine dönüşmek değil…
Kendinden uzaklaştığın yerlerden yavaş yavaş geri dönmektir.
Ve bazen insanın hayatındaki en güzel dönüşüm, dışarıdan bakıldığında hiç fark edilmez.
Bir gün daha sakin uyanırsın.
Bir şeye eskisi kadar öfkelenmediğini fark edersin.
Bir “hayır”ı suçluluk duymadan söyleyebilirsin.
Bir aynaya baktığında kendine daha şefkatli bakarsın.
Ve bir gün anlarsın:
Ben değişmedim sadece… Kendime geri döndüm.
Belki bu sonbaharın bize vereceği en güzel hediye de budur.
Bıraktıklarımızın ardından oluşan boşluktan korkmamak…
O boşluğa biraz sessizlik bırakmak…
Biraz şefkat… Biraz nefes…
Ve yeniden kendimizle bağ kurmak.
Çünkü ruh, zihin ve beden aynı yöne bakmaya başladığında insan yalnızca daha dengeli hissetmez.
Kendi hayatının içinde yeniden yerini bulmaya başlar.
Bu sonbaharda kendinize biraz daha yaklaşmanız dileğiyle…
Sevgiyle,
Derya Demir
Holistik İyileşme | Ruh • Zihin
• Beden Denge Çalışmaları