Toplumları bir arada tutan en önemli unsurların başında dil gelir. Ortak dil konuşamayan toplumlar ayrışır; birliktelik gerektiren bağlar zamanla yok olur. Bu süreç, toplumun çöküşü anlamına gelir. Dil, yalnızca gerekli değil; adeta nefes kadar hayati bir ihtiyaçtır.
Gündelik yaşamımıza yoğun bir şekilde giren siyasi etkileşim nedeniyle her geçen gün birbirimizden biraz daha uzaklaşıyoruz. Ortak dil kullanmak yerine, giderek bu dili yok etmeye devam ediyoruz.
Toplumun sağında veya solunda yer alan kitleler, son 50 yıldır zaten siyaseten birbirini pek sevmezdi. Doğru ya da yanlış, herkes kendi siyasi çizgisinin dışındakileri haksız, yanlış ve kötü olarak görürdü. Bu durum biraz da bizim itaatçi, geleneksel yapımızdan kaynaklanıyordu. Aradaki fark; bazılarımız sağcı, bazılarımız solcu oluyordu. Ancak değişmeyen şey, bizim gibi düşünmeyenlerin her zaman “yanlış tarafta” olduğuydu.
Bu durum, son 10 yılda medyanın da ezici bir biçimde taraf olmasıyla daha da derinleşti. Artık karşı görüştekiler vatan haini olmakla suçlanıyor. İster ülkeyi yöneten siyasi iktidar olsun, ister muhalefet cephesi… Her iki taraf da karşı tarafı "hain" olarak yaftalıyor.
Yakın dönem insanlık tarihine baktığımızda, medyanın çok daha etkili kullanıldığı ve toplumsal kitlelerin ağır şekilde manipüle edildiği örneklerle karşılaşıyoruz. Özellikle Hitler döneminde yapılanlar, işin ne kadar ileri gidebileceğini açıkça göstermektedir.
Ülkemizin içinde bulunduğu durum ve gerçeklerle yüzleştiğimizde; ortaya çıkan acı ekonomik tablo ve sosyal tabakaların giderek daha da kırılgan hale gelmesi, kullandığımız bu dilin bizi her geçen gün daha büyük açmazlara sürüklediğini göstermektedir. Bir an önce, ortak değerler üzerine inşa edilmiş; farklı görüşlere hoşgörü gösterebilen bir üsluba dönmemiz gerekiyor.
Dünyanın farklı coğrafyalarındaki ülkelerde olduğu gibi biz de birçok konuda rahat değiliz. Ülke olarak sırtımızda öyle bir “yumurta küfesi” taşıyoruz ki, sosyal patlamalara yol açabilir. Kendi içimizde tam anlamıyla kaynaşmamış çeşitli etnik kimliklerimiz var ve bu durum büyük sıkıntılara neden olabilir.
Bir de klasik ama doğru bir söz var: "Dünyanın merkezinde bir yerdeyiz." Bu durumun elbette avantajları olduğu kadar dezavantajları da mevcut.
Sadece ekonomik ve savunma sanayi alanında değil; kültürel, sosyal ve özellikle dil birliği açısından güçlü olmadığımız sürece, fillerin tepiştiği bir coğrafyada yaşamanın faturası bizim için çok ağır olabilir.