Bu hikâyeyi daha önce de anlatmıştım. Tam da Babalar Günü'ne uygun, bir babanın evladı için neleri göze alabileceğini; gün geldiğinde ise bir evladın babası için neler yapabileceğini anlatan ibretlik bir öykü… Sizler için yeniden kaleme alıyorum.
Kırklareli'nin köylerinden birinde yaşayan genç bir adam varmış. Köylünün pek sevmediği bu adam, geçimini ormandan topladığı meyveleri ve kırılan ağaç dallarını satarak sağlarmış.
Bir gün, annesi ve babası vefat etmiş, tek başına yaşayan genç bir kızla tanışmış. Bir süre sonra evlenmişler. Bu evlilikten bir erkek çocukları dünyaya gelmiş.
Genç adamın mutluluğu tarifsizmiş. Ancak çocuk büyüdükçe masraflar da artmış. Köyde iş aramış, kapısını çalmadığı kimse kalmamış. Fakat kimse ona iş vermemiş. Zaten köylü onu sevmediği için evlenmesine bile güçlükle razı olmuştu.
Günler geçmiş, genç adam bebeğinin ihtiyaçlarını karşılayamaz hâle gelmiş. Bir gün, belki iş bulurum umuduyla köy meydanındaki caminin duvarına oturmuş. Bir süre sonra köylüler camide toplanmaya başlamış. Kimin öldüğünü sormuş ama kimse cevap vermemiş. Sonradan öğrenmiş ki ölen kişi, köyün zengin tüccarı Bekir Ağa'ymış.
Bekir Ağa, pintiliğiyle, işçilerini küçümsemesiyle ve alaycı kahkahalarıyla tanınan bir adammış.
Genç adam cenazeye katılmak istemiş ama yine dışlanmış. Mezarlıkta uzaktan cenazeyi izlerken Bekir Ağa'nın altın dişleri aklına gelmiş.
O gece gözüne uyku girmemiş.
Sonunda kararını vermiş. Sessizce evden çıkmış, bahçeden kazma ve küreği alarak mezarlığa gitmiş.
"Artık Bekir Ağa'nın altın dişlerine ihtiyacı yok." diye düşünmüş.
Mezarın başında dua etmiş, mezarı açmış, altın dişleri dikkatlice sökmüş ve cenazeyi yeniden usulüne uygun şekilde defnetmiş.
Ertesi sabah kasabaya giderek altınları bozdurmuş, çocuğu için ihtiyaçlarını alıp eve dönmüş.
Eşine ise yalnızca, "İşler iyi gitti, çok çalıştım." demiş.
Bir süre rahat yaşamışlar. Ancak eldeki para tükenmiş.
Bir gün yine bir cenaze olmuş.
Ölen kişinin de altın dişleri varmış.
Genç adam uzun süre vicdanıyla mücadele etmiş. Sonunda yine gece mezarlığa gitmiş. Dua etmiş, altın dişleri sökmüş, cenazeyi yeniden toprağa vererek sessizce ayrılmış.
Zamanla bu durum bir alışkanlığa dönüşmüş.
Yıllar geçmiş…
Oğlu büyümüş, delikanlı olmuş.
Genç adam ise yıllarca içinde taşıdığı sırrı artık daha fazla saklayamamış ve eşine her şeyi anlatmış.
Ancak kader farklı bir son hazırlıyormuş.
Bir gece yine mezarda çalışırken, mezarlık yakınında eğlenen birkaç köy delikanlısına yakalanmış.
Kısa sürede bütün köy, hatta çevre köyler bile olayı öğrenmiş.
Zaten yıllardır dışlanan adam bu kez "mezar soyguncusu" damgası yemiş.
Yaşadığı utanç ve üzüntü kalbine ağır gelmiş.
Birkaç gün sonra hayata gözlerini yummuş.
Cenazesini kaldıracak üç beş kişi ancak bulunmuş.
Mezarlığın bir köşesinde, duvar dibine sessizce defnedilmiş.
Henüz on sekiz yaşındaki oğlu bütün bunları çaresizlik içinde izlemiş.
Eve döndüğünde annesiyle oturmuşlar.
Annesi yıllardır sakladığı bütün gerçeği oğluna anlatmış.
Genç delikanlının içi öfkeyle dolmuş.
Babasının bu hâle gelmesine köylünün davranışlarının sebep olduğuna inanmış.
Annesine dönerek şöyle demiş:
"Merak etme anne… Bu köy, bir gün babama anıt mezar yapacak."
Ve evden ayrılmış.
Birkaç gün boyunca mezarlığı gören yüksek bir tepede beklemiş.
Nihayet beklediği gün gelmiş.
Köyden biri vefat etmiş.
Üstelik ölen kişi, yıllar önce babasını köyden kovmaya çalışanlardan biriymiş.
Gece yarısını beklemiş.
Mezarı açmış.
Cenazeyi mezarlıktan kestiği bir ağacın dalına oturtmuş, yüzünü köy yoluna çevirmiş.
Dişlerinin tamamını sökmüş ve hiçbir iz bırakmadan oradan uzaklaşmış.
Sabah mezarlıktan geçenler gördükleri manzara karşısında dehşete düşmüş.
Korkuyla evlerine kaçmışlar.
Aradan kısa süre geçmeden aynı olay bir kez daha yaşanmış.
Bu kez köylüler toplanmış.
İçlerinden biri şöyle demiş:
"Bu işi yapan insan olamaz. Önceki mezarları açan kişi dua ediyor, cenazeyi tekrar gömüyordu. Yıllarca bunu fark etmedik. Belki de o adamın ruhu bize ceza veriyor."
Başka biri ise şöyle demiş:
"Biz o kardeşimizin kıymetini bilemedik. Gelin, ona bir anıt mezar yapalım. Her gelip geçerken de bir Fatiha okuyalım."
Ve köylü kararını vermiş.
Babasını yıllarca hor gören insanlar, sonunda onun mezarını onarmış, anıt yaptırmış ve her ziyaretlerinde dua etmeye başlamışlar.
Genç adam ise annesine verdiği sözü tutmuştu.
Babasının intikamını nefretle değil, vicdanlarını uyandırarak almıştı.
Baba candır… Evlat ise baldır.
Bir baba, evladı için bazen dünyayı karşısına alır.
Gerçek bir evlat da günü geldiğinde, babasının adını yaşatmak için elinden geleni yapar.
Saygılarımla…