Biz insanoğlu, yaşamın içinde zaman zaman kendimizi yorgun hissedebiliyoruz. Son yıllarda üst üste gelen dertler, yaşam mücadelesi ve geçim sıkıntısı adeta herkesin ortak sorunu hâline geldi. Bazen en güvendiğimiz kapılar bile yüzümüze kapanabiliyor. Gece yatağımıza uzandığımızda kendimizi bitkin, yorgun ve tükenmiş hissedebiliyoruz. Böyle durumlarda sadece bedenimizin değil, kalbimizin de yorulduğunu derinden hissediyoruz.
Birçok kişiye derdimizi anlatırız; ev geçindirme telaşını, işsizlik korkusunu, sağlık endişesini, kira borcunu ve gelecek kaygısını paylaşırız. Hatta bu zor zamanlarda en çok da dost görünüp sırtımızdan vuranlar yıpratır bizi. İçimize attığımız dertler ve sıkıntılar zaman zaman bizi umutsuzluğa ve karamsarlığa sürükleyebilir. En acısı da güvendiğimiz bütün kapıların birer birer yüzümüze kapanmasıdır. Etrafımıza sahte gülümsemeler dağıtsak bile içten içe büyük bir boşluk ve hesaplaşma yaşarız.
İnsan bazen konuşamaz; ama içten içe, "Artık dayanamıyorum." der. Boğazı düğümlenir, gözyaşlarını sessizce içine akıtır. Hayat bazen insanı öyle bir noktaya getirir ki kendisini tükenmiş hisseder ve "Neden her şey üst üste geliyor?" diye sorar.
Bu zor zamanlarda belki de kimseye söyleyemediğimiz, sabahlara kadar gizlice ağladığımız geceler olmuştur. Senin de hayatın boyunca sessizce döktüğün gözyaşlarını belki hiç kimse görmedi, çığlıklarını kimse duymadı. Ancak kalbindeki bütün acıları ve sessiz çığlıklarını Allah duyar. Çünkü O, bize şah damarımızdan daha yakındır. O, bizim en sadık dostumuz ve en büyük yardımcımızdır.
Hayatın içinde kimi sevdiklerini, kimi sağlığını, kimi parasını, kimi de umutlarını kaybeder. Hayat bazen insanı öyle bir noktaya getirir ki geriye sadece sabır ve sessizlik kalır. İşte tam o anlarda insanın sessizliğini dinleyen bir Kudret vardır. Hiçbir söze ihtiyaç duymadan kalbindeki bütün duyguları tek tek bilen yegâne Kudret...
Zorluklar ve acılar karşısında insan, "Ben bu kadar zayıf mıyım?" diye düşündüğünde, zayıflığını bile bilen bir Rabbi olduğunu fark eder. Kalbin paramparça olurken belki kimse seni görmedi; ama Allah gördü. Kimse seni dinlemediğinde Allah seni dinledi. Rabbin tarafından fark edildin. Çünkü Allah, yaşadığımız hayatın her anında bizimle beraberdir.
Biz fark etmesek bile kalbimiz daraldığında, yollarımız tıkandığında Allah adeta bize şöyle seslenir:
"Her şeyi Bana bırak. Ben her an senin yanındayım. Sen kendini yalnız hissettiğinde bile Ben seni tutuyorum."
Aslında dertler ve sıkıntılar çoğu zaman bizi Allah'a yaklaştırmak için gelir. Hatta bazen kapıların yüzümüze kapanması bile Allah'ın bizi koruması içindir. Nice sıkıntının içinde bizim göremediğimiz bir rahmet saklıdır.
Peygamber Efendimiz (s.a.v.) şöyle buyurmuştur:
"En üstün ibadet, sıkıntıya sabretmektir."
Sabır, Allah'ın seni daha güzel bir yere götüreceğine güvenmektir. Tıpkı Sevr Mağarası'nda müşrikler hemen yanı başlarındayken Peygamber Efendimizin (s.a.v.), Hz. Ebû Bekir'e:
"Üzülme, ey Ebû Bekir! Allah bizimle beraberdir."
buyurması gibi...
O anda görünürde hiçbir çıkış yolu yoktu. Ancak bu söz, imanın en güçlü yansımalarından biri olarak tarihe geçti.
İşte bu yüzden Kur'an-ı Kerim yalnızca zafer zamanlarında inmedi. En karanlık ve en umutsuz dönemlerde indirildi. Mekke döneminde inen ayetler, baskı altındaki bir topluma umut oldu. Bugün biz o ayetleri okuduğumuzda kalbimizde yeniden yeşeren umut, işte o günlerden bize kalan en kıymetli mirastır.
Allah, insana şah damarından bile daha yakındır. İnsan dara düştüğünde, üzgün olduğunda O'nun rahmet kapısını duayla çalar. Bazen içten ve samimi bir dua, Allah'ın senin için yeni bir kapı açmasına yeter. İnsan dua ederek manevi bir güç kazanır, iç dünyası zenginleşir. Dua edebilmek başlı başına bir nimettir ve o duayı kalbine ilham eden de Rabbimizdir.
Peygamber Efendimiz (s.a.v.) şöyle buyurmuştur:
"Ben, duamın kabul edilip edilmemesinden endişe etmem. Asıl endişem, dua edip edememektir."
Belki sen sadece dilinle birkaç cümle söyledin; ancak Allah kalbindeki bütün samimiyeti görür ve yorgun düşen kalbine görünmez yollar hazırlar. Zorluklara, musibetlere ve hastalıklara sabır gösterdiğinde aslında sadece beklemiyorsun; Allah'a olan güvenini de tazeliyorsun. İşte bu güven, seni hem dünyada hem de ahirette selamete ulaştıracak en güçlü sermayendir.
İbnü'l-Kayyim (rahimehullah) şöyle der:
"Eğer kul, Allah'ın işlerini kendisi için nasıl düzenlediğini bilseydi, kalbi Allah'ın sevgisiyle erirdi ve kesin olarak anlardı ki Allah, ona annesinden ve babasından daha merhametlidir."
Abdülkadir Geylânî Hazretleri de hikmetli nasihatlerinde şöyle buyurur:
"Ey oğul! Dua ipini uzat. Allah'ın rızasına yönel. Ama sakın, kalbin itiraz ederken yalnızca dilinle dua edenlerden olma. Dilinle söylediğine kalbin de inanmalıdır. Çünkü kalbin katılmadığı dua kabul olunmaz. O hâlde gönülden, içtenlikle ve samimiyetle dua et. Bil ki gönülden yükselen dualar Allah katında karşılıksız kalmaz."
Dua, insan ile Allah arasındaki en güçlü ve en samimi iletişim aracıdır. Özellikle zorluk anlarında yapılan dua, insanın kalbine huzur ve ferahlık verir.
Resûlullah (s.a.v.) şöyle buyurmuştur:
"Müminin durumu ne kadar hayranlık vericidir! Çünkü onun her hâli kendisi için hayırdır. Bu özellik yalnızca müminde vardır. Sevinçli bir olayla karşılaştığında şükreder; bu onun için hayır olur. Başına bir musibet geldiğinde sabreder; bu da onun için hayır olur."
Kur'an-ı Kerim'de ise şöyle buyrulur:
"Şüphesiz, her zorlukla beraber bir kolaylık vardır."
Bu ayet yalnızca bir teselli değil, mümin kimliğimizin temel dayanaklarından biridir. Rabbimiz bize şunu öğretmektedir: Çekilen sıkıntı ne kadar büyük olursa olsun, ardından gelecek kolaylık da o kadar büyük olacaktır.
Üstelik Allah senin acını küçümsemez, görmezden gelmez ve "Abartıyorsun." demez. Tam aksine, acını bilir ve o acının karşılığında vereceği mükâfatı kat kat artırır.
Bazen acılar çok büyük olabilir ve sabretmek gerçekten zor gelebilir. Ancak Allah'ın sabredenlere vaat ettiği karşılık, dünyadaki hiçbir şeyle kıyaslanamayacak kadar büyüktür. Bu, ahirette verilecek eşsiz bir mükâfattır.
Resûlullah (s.a.v.) şöyle buyurmuştur:
"Sabır, musibet ilk geldiği anda gösterilendir."
Yani her şey düzeldikten sonra "Ben sabrettim." demek değildir. Asıl sabır, ilk sarsıntı anında dilinden dökülen sözde gizlidir. Eğer o anda kalbin "Elhamdülillah." diyebiliyorsa, işte gerçek sabır budur. Bu sabır da cennette senin için hazırlanacak Hamd Evi'ne vesile olur.
Elhamdülillah, bir müminin hayatı boyunca dilinden düşürmemesi gereken en büyük zikirdir.
Müminler yalnızca sıkıntılı ve zor zamanlarda değil, rahat ve sağlıklı olduklarında da dua ederler. Dua ederken Allah'a karşı saygı ve huşu içinde bulunmalı; istekli, samimi ve umut dolu olunmalıdır.
İnsan dua ederek manevi bir güç kazanır. Dua ile iç dünyası zenginleşen insanın yalnızlık duygusu azalır. Sabır ve tevekkül duygusu güçlenir; zorluklarla mücadele ederken kendisini daha dirençli hisseder.
Toplu hâlde edilen dualar ise insanların birbirine daha yakın hissetmesine, birlik ve dayanışma duygularının güçlenmesine vesile olur.
Bilimsel araştırmalar da düzenli dua etmenin stresi azalttığını, insanın iç huzurunu ve iyilik duygusunu artırdığını göstermektedir. Düzenli dua etmek, Allah ile bağımızı kuvvetlendirir; zorluklar karşısında daha dirençli, sabırlı ve umutlu olmamızı sağlar.
Bazen zorluklar içinde kaybolan insan, "Neden ben?" diye kendine sorabilir. Oysa her "neden"in arkasında seni Allah'a yaklaştıracak bir hikmet vardır. O an aklın buna cevap veremez. Çünkü kalbin kırılmış, ruhun paramparça olmuştur. İşte tam o anda iman konuşmaya başlar.
Bazen yanında bulunan bir dostunun "Allah seninle beraberdir." demesi, ciltler dolusu psikoloji kitabından daha tesirli gelir insana.
Allah bize öyle büyük bir güç vermiştir ki biz buna iyileşme deriz. İyileşmek; yaşananları unutmak değil, yaralarını taşımaya rağmen yoluna devam edebilmektir.
Gerçek teslimiyet, sadece her şeyi Allah'a bırakmak değildir; Allah ile yürümektir. O, seninle konuşur. Bazen bir kayıpta, bazen bir tebessümde... Ve sen zamanla O'nu duymayı öğrenirsin.
Çünkü gerçekten Allah'a teslim olan insan, Allah'ı dışarıda aramaz; O'nun kalbinin derinliklerinde kendisiyle konuştuğunu hisseder. İşte o an insanın kalbinde bir mucize doğar. Onun adı huzurdur. Sessiz ama sarsılmaz bir huzur...
Artık fırtınalar bile seni korkutmaz. Çünkü bilirsin ki rüzgâr bile O'nun emrindedir. O'nun izni olmadan bir yaprak bile yere düşmez.
İmam Gazâlî şöyle der:
"Kaygı, insanın kontrol etme arzusundan doğar. Kontrolü bıraktığında huzur seni bulur."
Teslimiyet, hiçbir şey yapmadan beklemek değildir. Teslimiyet; elinden geleni yaptıktan sonra sonucu Allah'a bırakabilmektir. Çünkü Allah'a güvenen insan korkmadan yürür ve o yürüyüş kulluğun en güzel hâlidir.
Abdülkadir Geylânî Hazretleri şöyle buyurur:
“Allah'a kendini bırakan, sonunda Allah'ta kalır."
Kalbini Allah'a bıraktığında artık hiçbir şey seni esir alamaz. Çünkü senin gerçek sahibin Allah'tır ve O her zaman seninle beraberdir.
Huzur, Allah ile olan kalptedir. Kalbinde Allah'ın adı varsa hiçbir karanlık seni esir edemez. Huzur bir yere gitmek değil, asıl yurduna dönmektir. O da kalbindeki Allah'a dönmektir.
Dünya seni yorar, insanlar seni kırar, hayat seni dağıtır. Ama Allah seni toplar, onarır ve kalbine sükûnet verir. İşte bu yüzden kalbini O'na bırak. Çünkü O'na emanet ettiğin hiçbir şey kaybolmaz.
Bir gün huzurun ne malda, ne makamda, ne de insanlarda olduğunu; gerçek huzurun yalnızca Allah'ta bulunduğunu fark ettiğinde artık hiçbir şey seni korkutamaz. Duaların gecikse bile kalbine sükûnet iner. Çünkü bilirsin ki her şey vakti geldiğinde gerçekleşir.
Ve o vakit geldiğinde kalbin şöyle der:
"Ben teslim oldum. Çünkü Rabbim bana yeter. O ne güzel vekildir."
Eğer bu satırlar kalbine dokunduysa bil ki bu, sadece bir başlangıçtır. Bu yazıyı buraya kadar okuduysan, kalbinin derinliklerinde bir yer bu sözlere ihtiyaç duyuyordu. Belki uzun zamandır yoruldun, sustun, belki de seni kimse anlamadı.
Ama şunu bil ki Allah seni duydu. Kalbinden geçen o sessiz cümleleri, kimseye söyleyemediklerini O çoktan işitti.
Hayat bazen sessiz bir imtihan gibi gelir. Sanki kimse seni görmüyor, sanki hiçbir şey değişmiyor gibi hissedersin. Ama inan ki Allah seni hiç bırakmadı. Belki de seni kendisine biraz daha yaklaştırmak istedi.
Sen yeter ki umudunu kaybetme. Sen yeter ki kalbini diri tut. Unutma; her sabır bir duadır, her dua bir umuttur ve her umut Allah'a giden bir yoldur.