beylikdüzü escort beylikdüzü escort beylikdüzü escort bayan beylikdüzü escort bayan escort beylikdüzü beylikdüzü escort
Bugun...


ELİF UZUN

facebook-paylas
DUYARLILIK BİR ZAYIFLIK MI, İNSANLIĞIN SON KALINTISI MI?
Tarih: 08-07-2026 14:35:00 Güncelleme: 08-07-2026 14:35:00


Bazı in­san­lar dün­ya­yı yal­nız­ca yaşar. Ba­zı­la­rı­mız ise onu de­rin­den his­se­der. Belki sa­nat­çı de­di­ği­miz insan da tam ola­rak bu­ra­da ay­rı­lır di­ğer­le­rin­den.

 

Ve belki de bu yüz­den tarih bo­yun­ca büyük sa­nat­çı­la­rın hayat hi­kâ­ye­le­ri, eser­le­rin­den bile daha hü­zün­lü bir yankı bı­rak­mış­tır.

 

Bu ger­çek­ten bir te­sa­düf müdür?

 

Neden bu kadar çok res­sam, şair, bes­te­ci ve yazar genç yaşta öldü?
Neden bir­ço­ğu yal­nız­dı?
Neden çoğu ha­ya­ta sı­ğa­ma­dı?

 

Bu so­ru­la­rın kesin ce­vap­la­rı yok. Belki hiç­bir zaman ol­ma­ya­cak. Ama insan, bu isim­le­ri art arda sı­ra­la­yın­ca ister is­te­mez ortak bir damar his­se­di­yor.

 

Vin­cent van Gogh yal­nız­lık ve zi­hin­sel çöküş için­de 37 ya­şın­da öldü.
Frida Kahlo, be­de­ni­nin ta­şı­dı­ğı acıy­la ömrü bo­yun­ca sa­vaş­tı.
Ame­deo Mo­dig­li­ani yok­sul­luk, has­ta­lık ve ba­ğım­lı­lık ara­sın­da eridi.
Egon Sc­hi­ele 28 ya­şın­da sal­gın­da öldü.
Je­an-Mic­hel Ba­s­qu­i­at şöh­re­tin or­ta­sın­da, 27 ya­şın­da ha­ya­ta veda etti.
Syl­via Plath kendi zih­ni­nin ka­ran­lı­ğın­da kay­bol­du.
Edgar Allan Poe, Art­hur Rim­ba­ud, Nil­gün Mar­ma­ra, Tezer Özlü, Orhan Veli Kanık…

 

Liste uzu­yor.

 

Üs­te­lik me­se­le sa­de­ce ölüm de değil. Bir­ço­ğu­nun ya­şa­mı zaten eksik, kırık ve sü­rek­li bir uçu­rum ke­na­rın­da geç­miş gi­bi­dir.

 

Bu­ra­da in­sa­nın ak­lı­na şu soru ge­li­yor:
Sa­nat­çı, ha­yat­la baş ede­me­yen kişi midir?
Yoksa ha­ya­tın ger­çek yü­zü­nü diğer in­san­lar­dan daha çıp­lak gör­dü­ğü için mi yo­ru­lur?

 

Çünkü çoğu insan, gün­lük ha­ya­tın için­de ken­di­ni ko­ru­ya­cak per­de­ler kurar. Alış­kan­lık­lar, dü­zen­ler, küçük mut­lu­luk­lar, tek­rar eden ru­tin­ler… İnsan zihni bazen ya­şa­ya­bil­mek için gör­me­me­yi seçer.

 

Sa­nat­çı ise çoğu zaman gö­re­me­me lük­sü­nü kay­bet­miş ki­şi­dir.

 

Bir ağaca ba­kar­ken yal­nız­ca ağaç gör­mez.
Çü­rü­me­yi de görür.
Mev­si­mi de.
Ge­çi­ci­li­ği de.
Ölümü de.

 

Belki bu yüz­den sanat ile ölüm ara­sın­da yüz­yıl­lar­dır gö­rün­mez bir bağ var­dır.

 

Ölüm, sanat ta­ri­hin­de yal­nız­ca bir son değil; bazen bir tema, bazen bir sap­lan­tı, bazen de ya­ra­tı­mın ken­di­si ol­muş­tur.

 

Vin­cent van Gogh’un yıl­dız­lı ge­ce­le­rin­de huzur kadar son­suz­luk kor­ku­su da var­dır.
The Sc­re­am yal­nız­ca kor­ku­yu değil, in­sa­nın ev­ren­de­ki yal­nız­lı­ğı­nı da res­me­der.
Gus­tav Klimt’in ölüm ve ya­şa­mı iç içe ge­çi­ren fi­gür­le­ri, Egon Sc­hi­ele’nin ke­mik­si be­den­le­ri, Frida Kahlo’nun kendi acı­sı­nı tu­va­le dö­nüş­tür­me­si…

 

Bun­lar sa­de­ce es­te­tik eser­ler de­ğil­dir.
Bir in­sa­nın kendi son­lu­lu­ğuy­la he­sap­laş­ma­sı­dır.

 

Şa­ir­ler­de bu durum daha da çıp­lak­tır.

 

Nil­gün Mar­ma­ra’nın di­ze­le­rin­de ölüm bazen bir dü­şün­ce değil, sanki odada duran gö­rün­mez bir mi­sa­fir gi­bi­dir.
Syl­via Plath’ın şi­ir­le­rin­de yaşam ile yok oluş bir­bi­ri­ne sa­rıl­mış­tır.
Cemal Sü­re­ya’nın aşk şi­ir­le­rin­de bile kay­bet­me kor­ku­su do­la­şır.

 

Belki de sa­nat­çı, ölüm fik­ri­ni bas­tır­mak ye­ri­ne onun­la ya­şa­ma­yı seçen in­san­dır.

 

Bu­ra­da başka bir soru daha çı­kı­yor kar­şı­mı­za:
Dünya ger­çek­ten kö­tü­ler için daha ya­şa­na­bi­lir bir yer mi?

 

Çünkü tarih bo­yun­ca sert, acı­ma­sız ve ma­ni­pü­la­tif in­san­la­rın ha­yat­ta kal­mak­ta daha ba­şa­rı­lı ol­du­ğu dü­şü­nü­lür. Daha az his­se­den, daha az sor­gu­la­yan, daha az vic­dan yükü ta­şı­yan in­san­lar; dü­ze­nin için­de daha kolay ha­re­ket eder.

 

Oysa sa­nat­çı çoğu zaman kı­rıl­gan­dır.
İnce his­se­der.
De­tay­la­rı ka­çır­maz.
Baş­ka­la­rı­nın acı­sı­nı kendi için­de bü­yü­tür.

 

Bir savaş ha­be­ri, bir sokak hay­va­nı, ku­ru­yan bir yap­rak ya da ço­cuk­luk anısı bile onu gün­ler­ce et­ki­le­ye­bi­lir. Do­ğuş­tan em­pa­ti güç­le­ri yük­sek­tir.

Mo­dern dün­ya­nın is­te­di­ği insan mo­de­li ise tam ter­si­dir:

 

Hızlı.
Sert.
Üret­ken.
Tü­ke­ten.
Dur­ma­dan devam eden.

 

Belki de sa­nat­çı ile çağ ara­sın­da­ki ça­tış­ma tam bu­ra­da baş­lı­yor.

 

Çünkü sa­nat­çı durur.
Bakar.
His­se­der.
Ve bazen his­set­me­nin ağır­lı­ğı al­tın­da ezi­lir.

 

Fakat şunu inkâr etmek zor:


Büyük sa­na­tın önem­li bir kısmı, in­sa­nın kendi fa­ni­li­ğiy­le yüz­leş­me­sin­den doğ­muş­tur.

 

İnsan neden resim yapar?
Neden şiir yazar?
Neden taşa isim kazır?
Neden bir şar­kı­yı ar­dın­da bı­rak­mak ister?

 

Belki unu­tul­ma­mak için.
Belki yok olup git­me­ye di­ren­mek için.
Belki de ölüm kar­şı­sın­da in­sa­nın tek ger­çek ce­va­bı sanat ol­du­ğu için.

 

Do­ğa­dan ilham alan sa­nat­çı­lar­da bu duy­gu­nun daha güçlü his­se­dil­me­si de te­sa­düf de­ğil­dir belki.

 

Çünkü doğa, gü­zel­li­ğin ya­nın­da ölümü de sü­rek­li ha­tır­la­tır.

 

Açan çiçek solar.
Kuş göç eder.
Mev­sim de­ği­şir.
Ağaç kurur.
Deniz taşar ve geri çe­ki­lir.

 

Doğa, in­sa­na her gün son­lu­lu­ğu an­la­tır. Belki bu yüz­den do­ğa­ya en yakın sa­nat­çı­lar aynı za­man­da ge­çi­ci­li­ği en yoğun his­se­den­ler­dir.

 

Ve insan so­nun­da şu so­ruy­la baş başa ka­lı­yor:

 

Sa­nat­çı ger­çek­ten ha­ya­ta tu­tu­na­ma­yan kişi midir?
Yoksa her­ke­sin kaç­tı­ğı ger­çek­le­ri ta­şı­dı­ğı için mi daha erken yo­ru­lur?

 

Belki de bazı in­san­lar bu dün­ya­ya ya­şa­mak­tan çok his­set­mek için gel­miş­tir.
Ve yoğun his­set­me­nin bir be­de­li var­dır.

 

Ama yine de garip bir çe­liş­ki var­dır bu­ra­da.

 

En kısa ya­şa­yan sa­nat­çı­lar bile bazen en uzun kalan iz­le­ri bı­ra­kır.

 

Vin­cent van Gogh ya­şar­ken yal­nız­ca bir tablo sa­ta­bil­di. Bugün mil­yon­lar onun re­sim­le­ri­ne ba­ka­rak kendi yal­nız­lı­ğı­nı an­la­ma­ya ça­lı­şı­yor.

 

Syl­via Plath kısa ya­şa­dı. Ama hâlâ dün­ya­nın bir ye­rin­de genç bir kadın onun cüm­le­le­rin­de ken­di­ni bu­lu­yor.

 

Belki sa­nat­çı­la­rın tra­je­di­si tam da budur:


Kendi ha­yat­la­rı­nı ta­şı­mak­ta zor­la­nır­lar ama baş­ka­la­rı­nın ha­ya­tı­na yıl­lar­ca ışık olur­lar.

 

Sonuç ola­rak du­yar­lı­lık bir za­yıf­lık değil, ak­si­ne özel in­san­la­rın ta­şı­dı­ğı güçlü bir özel­lik­tir.



Bu yazı 132 defa okunmuştur.

FACEBOOK YORUM
Yorum

YAZARIN DİĞER YAZILARI

YAZARLAR
ÇOK OKUNAN HABERLER
  • BUGÜN
  • BU HAFTA
  • BU AY
369 Okunma
335 Okunma
302 Okunma
274 Okunma
274 Okunma
241 Okunma
228 Okunma
218 Okunma
201 Okunma
SON YORUMLANANLAR
  • HABERLER
  • VİDEOLAR
HABER ARŞİVİ
GAZETEMİZ

nöbetçi eczaneler
HABER ARA
Bizi Takip Edin :
Facebook Twitter Google Youtube RSS
YUKARI