Okullar açıldı. Çocukların çantaları hazırlandı, kırtasiye malzemeleri alındı, okul kıyafetleri tamamlandı.
Ayakkabı, servis, beslenme, yardımcı kaynaklar derken ailelerin bütçesinden önemli miktarda para çıktı. Ancak bugün asıl sorulması gereken soru, “Okul alışverişi ne kadara mal oldu?” sorusundan biraz daha farklı:
Bu harcamalar kredi kartıyla yapıldıysa, borçlar nasıl ödenecek?
Çünkü Türkiye’de birçok aile için kredi kartı artık yalnızca alışverişte kullanılan bir ödeme aracı değil, aylık bütçedeki gelir açığını kapatmaya yarayan bir finansman aracına dönüşmüş durumda.
Maaş aynı hızla artmazken eğitimden gıdaya, ulaşımdan kiraya, enerjiden giyime kadar pek çok harcama kaleminin yükselmesi, aileleri kredi kartına daha fazla yöneltiyor.
Okul alışverişi bunun en görünür örneklerinden biri.
Bir öğrencinin okul sezonu başlangıcında yaptığı harcamaları düşünelim. Kıyafet, ayakkabı, çanta, kırtasiye ve diğer ihtiyaçlar için yapılan toplam harcama, tek seferde aile bütçesinin önemli bir bölümünü götürebiliyor.
Gelir bu harcamayı karşılamaya yetmediğinde ise devreye kredi kartı giriyor.
Buraya kadar sorun, kredi kartının kullanılması değil.
Asıl sorun, borcun sonraki aylarda hangi gelirle ödeneceği.
Çünkü kredi kartıyla yapılan harcama, paranın ortadan kaybolduğu anlamına gelmiyor. Harcama ertelenmiş oluyor. Bugünün ihtiyacı, yarının gelirinden karşılanmak üzere satın alınıyor.
Bu nedenle kredi kartı, doğru kullanıldığında ödeme kolaylığı sağlayan bir araç olabilir. Ancak gelir ile harcama arasındaki makas açıldığında aynı kart, aile bütçesi üzerinde ciddi bir baskı oluşturabilir.
Özellikle yalnızca asgari ödeme yapılması, borcun tamamen ortadan kalktığı anlamına gelmiyor. Ödenmeyen bakiye sonraki döneme taşınıyor ve faiz yüküyle birlikte yeniden karşımıza çıkıyor.
Böylece geçen ayın okul alışverişi, bu ayın mutfak masrafıyla; bu ayın mutfak masrafı da gelecek ayın faturalarıyla yarışmaya başlıyor.
Bir süre sonra aile bütçesinde ilginç bir tablo ortaya çıkıyor:
Maaş geliyor, ancak para daha hesaba girmeden borçlara dağılıyor.
İşte burada kredi kartının kullanım amacı değişiyor. Önceleri ihtiyaç anında kullanılan kart, zamanla aylık yaşam giderlerinin tamamlayıcısı hâline geliyor. Market alışverişi, fatura ödemesi, çocukların okul ihtiyaçları, ulaşım ve hatta günlük küçük harcamalar bile kredi kartına yüklenmeye başlıyor.
Bu durum yalnızca bireysel bir bütçe problemi olarak görülmemeli.
Çünkü milyonlarca hanenin benzer biçimde hareket etmesi, ekonominin genel tüketim yapısını da etkiliyor.
Hane halkının gelecekte elde edeceği geliri bugünden tüketmesi, kısa vadede alışverişin devam etmesini sağlayabilir. Ancak borç yükü büyüdükçe tüketim kapasitesi de zayıflar.
İnsanlar yeni bir alışveriş yapmadan önce mevcut borçlarını düşünmeye başlar.
Bugün yapılan harcama, yarının gelirinden düşüldüğü için gelecekteki tüketim alanı daralır.
Bu nedenle kredi kartı borçlarına yalnızca bankacılık sistemi açısından değil, hane halkının ekonomik gücü açısından da bakmak gerekiyor.
Çünkü bir ailenin gelirinin önemli bir bölümü geçmiş dönem harcamalarının borç ödemesine gidiyorsa, o ailenin bugününü yaşama ve geleceğini planlama imkânı da azalıyor.
İşte burada ekonominin temel sorularından biri yeniden karşımıza çıkıyor:
Gelirler, hayat pahalılığı karşısında yeterince artıyor mu?
Eğer bir ailenin geliri her ay aynı kalırken eğitim, gıda, kira, ulaşım ve enerji giderleri artıyorsa, aile iki seçenekle karşı karşıya kalıyor.
Ya bazı ihtiyaçlarını erteleyecek ya da borçlanacak.
Eğitim ise ertelenmesi en zor harcamaların başında geliyor.
Çocuğun okul kıyafetini almamak, çantasını yenilememek, gerekli kırtasiye malzemelerini almamak kolay bir tercih değil.
Anne ve baba, kendi ihtiyaçlarından kısarak çocuğunun eğitim masrafını karşılamaya çalışıyor.
Ancak burada başka bir gerçek daha var:
Bir ailenin eğitim masrafını karşılayabilmesi, yalnızca çocuğun ihtiyacını karşılamak değil, ailenin geleceğini de finanse edebilmek anlamına geliyor.
Okul masrafları bir defaya mahsus değil. Eğitim yılı boyunca devam ediyor.
Bugün çanta ve kırtasiye alınıyor. Yarın servis ücreti geliyor. Ardından beslenme giderleri, yardımcı kaynaklar, okul etkinlikleri ve diğer ihtiyaçlar ortaya çıkıyor.
Yani okulların açılmasıyla birlikte başlayan harcama dönemi, yalnızca eylül ayıyla sınırlı kalmıyor.
Bu nedenle ailelerin asıl sorunu, okul alışverişinin tek seferlik maliyeti değil; eğitim yılı boyunca oluşacak toplam maliyet.
Bir de bunun üzerine kira, mutfak, elektrik, su, doğalgaz, ulaşım ve sağlık gibi zorunlu harcamalar eklendiğinde, aile bütçesindeki hareket alanı giderek daralıyor.
Böyle bir ortamda kredi kartı, aileler için adeta ikinci bir gelir kapısı gibi görülmeye başlanabiliyor.
Oysa kredi kartı gelir değildir.
Kredi kartı, gelecekteki gelirin bugünden kullanılmasıdır.
Bu ayrımı yapmak son derece önemli.
Çünkü kredi kartındaki limit, kişinin kazandığı para değildir. Bankanın belirli şartlarla kullanılmasına izin verdiği bir borçlanma kapasitesidir.
Limit yükseldikçe insanın harcama kapasitesi artabilir. Ancak gelir yükselmediği sürece borç ödeme kapasitesi aynı kalır.
Bu nedenle yüksek kredi kartı limiti, yüksek gelir anlamına gelmez.
Tam tersine, gelir ile borç arasındaki denge bozulduğunda yüksek limit daha büyük bir borç yüküne dönüşebilir.
Peki aile ne yapacak?
Öncelikle zorunlu ihtiyaçlarla ertelenebilir harcamaların birbirinden ayrılması gerekiyor.
Aylık gelir belli ise, öncelikle kira, gıda, eğitim, ulaşım ve temel faturalar gibi zorunlu giderler hesaplanmalı. Ardından kredi kartı borcu için gerçekçi bir ödeme planı oluşturulmalı.
Bir başka önemli nokta ise kredi kartı borcunu başka bir kredi kartıyla kapatma alışkanlığı.
Bir kartın borcunu başka bir karttan yapılan harcamayla karşılamak, kısa vadede rahatlama sağlayabilir. Ancak gelir ve gider arasındaki temel sorun çözülmediği sürece borç yalnızca başka bir tarihe taşınmış olur.
Bu nedenle borcun yönetilmesi kadar, borcun neden oluştuğunun da sorgulanması gerekiyor.
Eğer bir aile her ay temel ihtiyaçlarını karşılamak için kredi kartına başvuruyorsa, burada yalnızca ailenin harcama alışkanlıklarını tartışmak yeterli değildir.
Gelir düzeyini de konuşmak gerekir.
Çünkü ekonominin temel dengesi çok basit:
Geliriniz giderlerinizi karşılamıyorsa, aradaki fark bir şekilde borçla kapatılır.
Bugün kredi kartı, yarın ihtiyaç kredisi, daha sonra başka bir borç...
Bu süreç uzadıkça hane halkının finansal hareket alanı daralır.
Burada mesele sadece bireysel ekonomi de değildir.
Borçlu hane halkının tüketim gücü azalırsa, bunun etkisi zamanla esnafa, mağazaya, üreticiye ve ekonominin diğer alanlarına da yansıyabilir.
Bugün okul alışverişi yapan aile, yarın borç ödemek zorunda kaldığında başka bir harcamasını kısmak durumunda kalabilir.
Dolayısıyla ekonomide tüketim devam ediyor gibi görünürken, aslında tüketimin önemli bir bölümü borçla finanse ediliyor olabilir.
Bu nedenle yalnızca alışveriş rakamlarına bakarak ekonominin durumunu anlamak yeterli değildir.
O alışverişin hangi gelirle ve hangi borçla yapıldığına da bakmak gerekir.
Okullar açıldı.
Çocukların çantaları hazır.
Defterler alındı.
Kalemler kutularına konuldu.
Okul kıyafetleri tamamlandı.
Ancak ailelerin önünde şimdi başka bir hesap var:
Kredi kartı ekstresi geldiğinde bu borç hangi gelirle ödenecek?
Ekonomi bazen büyük fabrikalarda, finans piyasalarında veya yüksek rakamlarda değil, doğrudan evlerin mutfak masasında karşımıza çıkar.
Bazen bir okul çantasının içinde, bazen market fişinde, bazen de kredi kartı ekstresinde ekonominin gerçek fotoğrafını görürüz.
Çünkü mesele yalnızca ne kadar harcadığımız değildir.
Ne kadar kazandığımız, ne kadar borçlandığımız ve borcumuzu ödeyebilmek için geleceğimizden ne kadarını bugünden tükettiğimizdir.
Okullar açıldı.
Eğitim başladı.
Şimdi aileler için başka bir dönem daha başladı:
Borç ödeme dönemi.