Yönümüz her ne kadar batıya dönük olsa da kafa doğuda kalınca sorunlara bakış ve çözüm önerileri de doğu kafasıyla oluyor. Herkes bir kurtarıcı bekliyor.
Siyasetin iktidar dışındaki hem parti olarak hem STK olarak hepsi bir kurtarıcı gelsin kurtarsın. Ya da mevcut iktidar ülkeyi o kadar kötü hale getirsin ki insanlar bize oy vermeye mecbur kalsın. İşte bütün sorun da burada başlıyor. Durum böyle olunca seçmen, en azından ne yapabileceğini bildiğin bir partiyi, bilinmez bir partiye ve politikaya tercih eder hale geliyor.
Türkiye’de siyasal rekabetin en belirleyici unsurlarından biri, muhalefetin iletişim dili ve somut çözüm üretme kapasitesidir. Bütün gücünü eleştirmeye ve kötülemeye adamış bir muhalefet ülküde iktidar olma şansını yakalayamaz Son yıllarda muhalefet partilerinin bu iki alanda yaşadığı zafiyet, yalnızca kendi siyasal etkilerini azaltmakla kalmamakta; aynı zamanda iktidarın elini güçlendiren bir tabloyu da beraberinde getirmektedir. Seçmen davranışı incelendiğinde, eleştirinin tek başına iktidar alternatifi yaratmaya yetmediği açıkça görülmektedir.
Bu kadar ekonomik verilerin kötü olduğu ortamda bütün gündemi ve geleceğin konuşulacak meselelerini hala iktidar belirliyorsa sorun daha da büyüktür.
Muhalefetin en temel sorunlarından biri, tepkisel ve savunmacı bir iletişim diline sıkışmasıdır. İktidarın gündem belirlediği konulara sürekli cevap verme refleksi, muhalefetin kendi siyasal gündemini oluşturmasını zorlaştırmaktadır. Bu durum, seçmen nezdinde muhalefeti “itiraz eden ama yön gösteremeyen” bir konuma itmektedir. Oysa siyasal iletişimde belirleyici olan, yalnızca yanlışları dile getirmek değil; aynı zamanda doğru ve mümkün olanı ikna edici biçimde ortaya koyabilmektir.
Bir diğer kritik mesele, somut ve ölçülebilir çözüm önerilerinin eksikliğidir. Ekonomi, eğitim, adalet, dış politika ve sosyal politikalar gibi hayati alanlarda muhalefetin sıkça kullandığı söylemler genellikle soyut temennilerle sınırlı kalmaktadır. “Düzelteceğiz”, “adaleti sağlayacağız” ya da “ekonomiyi toparlayacağız” gibi ifadeler, nasıl ve hangi araçlarla sorusuna net yanıtlar üretmediğinde seçmen açısından karşılık bulmamaktadır. İktidar ise bu boşluğu, kendi politikalarını “istikrar” ve “tecrübe” söylemiyle pekiştirerek doldurmaktadır.
Sonuç olarak, muhalefetin iletişim stratejisini yenilemesi, net, anlaşılır ve uygulanabilir çözüm paketleri ortaya koyması artık bir tercih değil zorunluluktur. Güçlü bir iktidarın en büyük dayanağı, zayıf ve dağınık bir muhalefettir. Türkiye’de demokratik denge ve siyasal rekabetin güçlenmesi, muhalefetin eleştiriden çıkıp çözüm merkezli, umut veren ve güven inşa eden bir çizgiye geçmesiyle mümkün olacaktır. Aksi halde iktidarın elinin daha da güçlenmesi kaçınılmazdır.