Türkiyede siyasal partilerin halka ulaşma şekilleri her gün yenilenerek devam ediyor. Son yıllarda siyasi partilerin iletişim stratejileri, klasik propaganda anlayışından büyük ölçüde uzaklaşarak dijital mecralar, duygusal söylem ve algı yönetimi ekseninde şekillenmiştir. İktidar ve muhalefet partileri arasındaki temel fark, yalnızca kullanılan araçlarda değil, bu araçların tutarlı bir siyasal anlatı içinde sunulup sunulamadığında ortaya çıkmaktadır.
Dünyanın bir çok yerinde olduğu gibi ülkemizde de İktidar partileri, devlet imkânlarının sağladığı görünürlük ve süreklilik avantajıyla gündemi belirleme gücünü büyük ölçüde elinde tutarken; muhalefet partileri daha çok gündeme tepki veren, savunma pozisyonunda kalan bir iletişim çizgisine sıkışmıştır. savunma pozisyonunda kalma nedenlerinin en büyüğü ise Türk muhalefet sisteminin proje üretememesidir.
Ülkenin sonrunlarına yönelik olarak Muhalefetin en temel açmazlarından biri, ortak ve net bir hikâye - çözüm konsepti kuramamasıdır. Seçmen nezdinde güçlü bir “gelecek tasavvuru” sunmak, ülkenin temel sorunlarını nasıl çözeceğini bulmak ve anlatmak yerine, çoğu zaman iktidarın hatalarına odaklanan, eleştiri merkezli ve parçalı bir dil tercih edilmiştir. Bu durum, muhalefetin söylemini reaktif hale getirmiş; umut, güven ve kararlılık duygusu üretmesini zorlaştırmıştır.
Oysa insanların beklentileri ise mevcut yığılan ve biriken sorunların nasıl çözüleceğine ilişkin yapılacak çalışmalardır. Seçmen davranışları incelendiğinde, yalnızca sorun tespiti yapan değil, çözümü ve yön duygusunu net biçimde ortaya koyan aktörlerin karşılık bulduğu görülmektedir.
Muhalefet partilerinin dağınıklığı bütün alanlarda kendini göstermektedir. sorunların öncelenmesinde, çözüm metodlarının geliştirilmesinde ve halka umut olabilecek projeler kurma konusunda büyük bir dağınıklık vardır.
Aslında bütün bunların ışığında bakıldığı zaman, ülke sorunlarının temeline yönelik çözüm üretmekten uzak bir politaka ortaya koyan muhalefetin, insanlara umut olmaması aynı zamanda büyük kitleleri de kendi içinde bir karamsarlığa sürüklemektedir.
Bütün bunlardan hareketle bakıldığı zaman, ülkemizdeki asıl sorun iktidar değil muhalefettir. belki son 100 yılın en çapsız muhalefet partileri ile son yarım asrın en karizmatik liderinin ironik bir mücadelesi yaşanmaktadır. Muhalefet iktadara gelme yolu olarak ülkenin bütün şartlarının ağırlaşmasını ve tabir caiz ise ülkenin batması halinde halkın zorla kendine oy vereceğini ummaktadır.