Eğitim sistemleri olan ve kendi milli benliğine uygun olarak nesillerini geleceğe hazırlayan toplumlar ayakta kalırlar
Atatürk’e göre bir milletin gerçek bağımsızlığı ve çağdaşlaşması, ancak eğitimle mümkün olurdu. Bu nedenle Cumhuriyet’in ilk günlerinden itibaren en köklü ve kapsamlı dönüşüm eğitim alanında gerçekleştirildi. Eğitim sadece okuma yazma öğrenmek ve bunları hayata geçirmek değildir. Atatürk, eğitimi yalnızca bireylerin bilgi edinmesi olarak değil; ulusun akılcı, üretken, bilimsel düşünebilen bir yapıya kavuşmasının ana şartı olarak görüyordu. Onun eğitim vizyonu, Türk milletini çağdaş uygarlık seviyesinin üzerine çıkarma hedefinin temel taşıdır.
Osmanlı’nın sonu dönemi ve cumhuriyetin ilk yıllarında eğitim sisteminde yaşanan dağınıklık en büyük sorundu. Atatürk döneminde gerçekleştirilen yeniliklerin en önemlisi, öğretimin birleştirilmesi oldu. 1924’te kabul edilen Tevhid-i Tedrisat Kanunu ile eğitim sistemi tek çatı altında toplanarak tüm yurtta eşit, bilim temelli bir eğitim anlayışına geçildi. Böylece hem geleneksel-dinsel eğitim hem de yabancı okulların dağınık yapısı ortadan kaldırıldı; ulusal ve modern bir eğitim düzeni kuruldu.
Bu reformu destekleyen bir diğer adım, Latin alfabesine geçiş oldu. 1928’de gerçekleştirilen harf devrimi, okuma yazmanın yaygınlaşmasını hızlandırdı; toplumun her kesiminin kısa sürede öğrenebileceği sade bir yazı sistemi benimsendi. Bu dönüşümün ardından ülke genelinde Millet Mektepleri açıldı, Atatürk bizzat “Başöğretmen” olarak bu seferberliğe öncülük etti.
Aynı dönem, yükseköğretimde de yeni bir vizyonun başlangıcıydı. Üniversitelerde bilimsel düşüncenin temelleri atıldı, Ankara’da Gazi Eğitim Enstitüsü, Dil ve Tarih-Coğrafya Fakültesi gibi kurumlar kurularak modern akademik yapının ilk adımları atıldı. 1933 Üniversite Reformu ile İstanbul Darülfünunu kapatılıp İstanbul Üniversitesi kuruldu; dünya standartlarında eğitim verecek modern bir yapı oluşturuldu.
Kız çocuklarının eğitimi Atatürk için özel bir önem taşıyordu. Cumhuriyet’in ilk yıllarında kızların okullaşma oranı hızla yükseldi, öğretmen okulları çoğaldı, çağdaş eğitim herkes için eşit bir hak hâline getirildi. Atatürk’ün “Dünyada her şey kadının eseridir” sözü, eğitimde fırsat eşitliğinin ruhunu oluşturan temel bakış açısıydı.
Atatürk dönemindeki tüm bu yenilikler, yalnızca yeni okullar açmak ya da müfredat düzenlemekle sınırlı değildi. Asıl amaç, toplumun düşünme biçimini çağdaşlaştırmak ve bilimsel aklı esas alan bir gelecek kurmaktı. Bugün Türkiye’de modern eğitim sisteminin temelleri, Atatürk’ün attığı bu kararlı adımlar üzerine kuruludur. Onun vizyonu, geleceğe ışık tutmaya devam eden kalıcı bir miras niteliğindedir.
Bunları gerçekleştiren Atatürk ve dönemin devlet bürokrasisi, çağın değiştiğini zamanında gören ve Osmanlının son döneminde özellikle Avrupa da eğitim almış insanlardı. Bu insanlar da Osmanlı devletinin yetiştirdiği bürokratlar askerler ve siyasetçilerdi. Yeni dünya düzeninde klasik sultanlıkların gidip ulusal devletlerin ön plana çıktığını fark etmişler ve bir toplumu yok olmaktan kurtarıp CUMHURİYETİ KURMUŞLAR. En önemlisi de bütün bu süreçler devam ederken doğru bir iletişim metodu ile topluma meseleyi anlatmışlardır. Zaman zaman sıkıntılar yaşansa da bu gün geldiğimiz noktanın kahramanları olarak başta Atatürk olmak üzere bugün yol yürüyen herkesi minnet ve şükranla anıyoruz