İnsan, kendi faniliğine en kırılgan yerinden dokunan tek canlı belki de. Var olma telaşımız, bedenin bir gün toprağa karışacağını bilmenin o ince sızısı… İşte sanat tam da bu catlaktan sızar hayatımıza. Kimi zaman bir kelimenin, kimi zaman bir fırça darbesinin içinde ölümsüzlüğe tutunmak isteriz. Çünkü yok olacak olan bedenimizdir; ama görünmek, fark edilmek, kayda geçmek…
Bu çabanın en eski izlerinden biri MÖ 3. yüzyıla uzanır: Fayyum Portreleri. Mumyaların yüzüne yer-leştirilen ince tahta levhalar… Solgun ama hâlâ bize bakan gözler… Orada yalnız ölüm ritüeli değil, çok daha derin bir arzu gizliydi: “Beni unutma.”
O yüzlerde, kişinin kimliğini ölümden sonra bile taşıma iradesi vardı. Geçiciliğe karşı gösterilen sessiz ama güçlü bir başkaldırı.
Sonra krallar, hanedanlar, hükümdarlar geldi. Portre, yalnızca ölümsüzlüğün değil, gücün simgesine dönüştü. Hükmettiği topraklar kadar, görünen yüzünü de yönetmek istedi insan. Bir ressamın atölye-sinde, boyanın kurumaya yüz tuttuğu her tuval, aslında bir iktidar bildirgesiydi.
Ve bir gün, resmin yasak sayıldığı bu coğrafyada, Fatih Sultan Mehmet, Bellini’ye kendi portresini yaptırdı.
Bu sadece sanatsal bir tercih değildi; siyasetin ve psikolojinin en ince çekirdeğiydi. Fatih, “ben burada-yım” demenin ötesinde, bir çağın kapısını aralıyordu. Portre yasağının gölgesinde verilen bu karar, gö-rünmek kadar göze bakmanın da bir güç olduğunu anlatıyordu. Portre, tarihin en sessiz ama en etkili diplomasi araçlarından biriydi artık.
Derken çağ değişti. Fırçalar yerini objektiflere, ağır atölyeler yerini avuç içine sığan telefonlara bıraktı.
Bugünün insanı, tarihin hiçbir döneminde olmadığı kadar hızlı ve ısrarcı bir şekilde kendi yüzünü çoğal-tıyor: Selfie.
Ancak kendimizi kaydederken, ironik biçimde, kendimizi daha çok kaybediyoruz.
Fayyum’un bilge bakışından, Bellini’nin derinliğinden, kralların ağır portrelerinden bambaşka bir yere savrulduk. Eski çağlarda, bir yüzü yeniden üretmek için ustalık, zaman ve niyet gerekiyordu. Şimdi bir parmağın ucunda saniyelik bir hareketle çoğalıyoruz. Fotoğraf artık ölümsüzlük değil; geçicilik, tüketim, hız.
Selfie, insanın görünme isteğinin en çıplak, ama en kırılgan hâli:
Ölümsüzlük çabasının yerini anlık beğeniler; derin varlık arayışının yerini ışık ayarı ve filtre aldı.
Aslında hiçbir portre çağımızdaki kadar çok üretilmedi ve hiçbir çağın yüzleri bu kadar çabuk unutulma-dı.
Belki de sorun şurada:
Tarih boyunca insanlar portre yaptırarak “beni görün” dedi.
Biz bugün selfie çekerek “beni gözden kaçırmayın” der gibiyiz.
Bu yüzden modern insanın çabası, kadim portrelerin görkemli ağırlığı karşısında bir parça aciz kalıyor. Çünkü Fayyum yüzlerinin ardında ölümün sessizliği ve ruhun ısrarı vardı. Bugünün dijital yüzlerinin ar-dında ise çoğu zaman yalnızlık, onay arayışı ve görünürlüğün yorgunluğu…
Yine de insan değişmiyor, sadece araçları değişiyor.
Binlerce yıl önce mumyanın başına iliştirilen o küçük portre levhasıyla, bugün elimizde tuttuğumuz tele-fon arasında görünmez bir bağ var:
Kaybolmaktan korkuyoruz.
Belki de sanatın, resmin, hatta en hoyrat haliyle selfienin arkasında tek bir cümle duruyor:
“Ben buradaydım.”
Fayyum Portreleri
Mısır MS 1. ve 3. yüzyıl
Fatih Sultan Mehmet Portresi
Gentile Bellini