İstanbul’u tek bir kelimeyle anlat deseler, sanırım “çokluk” derdim. Çünkü bu şehir, içinde binlerce farklı ruh barındırıyor. Her semti ayrı bir hikâye, ayrı bir şiir… Ama Üsküdar, işte o kalabalığın ortasında dinginliğiyle, hüzünlü bakışıyla başka bir yere oturuyor. Belki de bu yüzden şairlerin, ressamların, bestekârların ilhamı hep buraya düşmüş.
Yahya Kemal’in “Sessiz Gemi’sini hatırlayın. O dizelerdeki deniz, sanki Üsküdar’ın sahilinde durup da ölümün ve ayrılığın sessizliğini seyreden bir bakışın ürünü gibidir. Karacaoğlan’dan günümüze türkülerde, özellikle de herkesin diline dolanan o meşhur ezgide “Üsküdar’a gider iken” sözleri, halk belleğinde semtin nasıl yer ettiğinin en sıcak göstergesi değil mi?
Resimlere bakalım. Osman Hamdi Bey’in İstanbul tablolarında Üsküdar’ın kıyıları, camileri, Kızkulesi hep bir fondur. Ama sadece bizim ressamlarımız değil; yabancı gezginlerin fırçaları da Üsküdar’a uğramıştır. İtalyanların, Fransızların çizdiği gravürlerde Harem’den Kızkulesi’ne uzanan o manzaralar, yabancı gözlerin hayranlığını da anlatır bize.
Müziği de unutmamak gerek. Üsküdar tekkeleri, asırlardır klasik Türk musikisinin nefes aldığı yerler oldu. Hafız Burhan’dan günümüze nice bestekârın kulağına bu kıyılardan rüzgâr uğramıştır. Belki Mihrimah Sultan Camii’nin avlusunda yankılanan ezan sesinden, belki akşamüstü deniz kıyısında yükselen martı çığlıklarından beslenmiştir o ezgiler.
İnsan Hikâyeleri ve Çağrışımlar
Halide Edip Adıvar, “Mor Salkımlı Ev” adlı eserinde Üsküdar’ı hayatının labirentlerinde ana mekân olarak kullanır. Üsküdar, onun kimliğinin ve yazarlık yolculuğunun şekillendiği bir merkezdir.
Benim Çinilerimde Üsküdar
Üsküdar bana hep bir ilham durağı gibi gelir. Zaman burada biraz daha ağır akar. Gün batımında Kızkulesi’ne bakarken, insan kendi içinden geçenleri bile şiir gibi hisseder.
Ve benim küçük seramik dünyam; Çini boyalarına fırçamı batırdığım her an, Üsküdar’da yaşamanın o ilhamı beni izler. Akşamüstünün morunu bir lale motifine taşırken, sır altındaki maviyi deniz kokusuyla karıştırıyorum. Bu semtin durgunluğu, derin hüznü ve bereketli sessizliği, desen de kıvrım da renkte bana eşlik ediyor. Ve Üsküdar, fırçamın ucunda yeniden can buluyor. Belki de bu yüzden, bu semti gören her sanatçı, Üsküdar'ı yeniden kurar: kimi mısra ile, kimi bir şarkının nağmesinde.
SESSİZ GEMİ
Artık demir almak günü gelmişse zamandan
Meçhule giden bir gemi kalkar bu limandan.
Hiç yolcusu yokmuş gibi sessizce alır yol;
Sallanmaz o kalkışta ne mendil, ne de bir kol.
Rıhtımda kalanlar bu seyahatten elemli,
Günlerce siyah ufka bakar gözleri nemli,
Biçare gönüller! Ne giden son gemidir bu!
Hicranlı hayatın ne de son matemidir bu.
Dünyada sevilmiş ve seven nafile bekler;
Bilmez ki giden sevgililer dönmeyecekler.
Bir çok gidenin her biri memnun ki yerinden,
Bir çok seneler geçti; dönen yok seferinden.
YAHYA KEMAL BEYATLI