Çocukluğumun evinde eşyalar yalnızca eşyalar değildi.
Kitaplar bir sessizlik ormanı gibi diziliydi; duvarlarda asılı objeler, vitrindeki eski fotoğraflar ve zarif porselenler bir zamanlar yaşamış hayatların yankısıydı. Babam koleksiyon yapardı. Sahi, neyi koleksiyon yapmazdı ki? Gramofon, plak, amfora, para, tespihler, tüfekler, yerel kap kacak... Her biri bir hikâye taşırdı.
Ben de büyüdükçe —ve özellikle sanatla haşır neşir olmaya başladıkça— bu biriktirme hali, içimde tarifi zor bir şevke dönüştü. Her obje, her parça bir geçmişe, bir ruha işaret ediyordu sanki. Bir gün fark ettim: Sadece şeyleri toplamıyordum, kendimi de topluyordum.
Peki ama neden bazı insanlar böyle bir tutkuyla biriktirir? Neden herkes değil de yalnızca bazıları koleksiyon yapar? Bu sorular zihnimi kurcalamaya başladığında, koleksiyonerliğin izini yalnızca dolaplarda, vitrinlerde değil; psikolojide, tarihte, kültürde ve içimizde aramaya başladım. Ve bu yazı, tam da bu arayışın bir ürünü.
Biriktirme: Hafızayı Muhafaza Etme Sanatı
Koleksiyon, yalnızca nesne biriktirmek değildir. Hafızayı, anlamı, zamanı koruma biçimidir. İnsan; zamanı, geçmişi ve kimliği tutmak ister. Koleksiyonlar, bir nevi zamana karşı koyma biçimidir. Elimizde tutamadığımız hayatın, hiç değilse izlerini saklama çabasıdır.
Bu ihtiyaç çocuk yaşta kendini belli eder. Taşlar, yapraklar, renkli etiketler birikir ceplerimizde. Bu bilinçsiz toplayıcılık, zamanla bilinçli bir seçiciliğe, bir kültüre dönüşür. Koleksiyon, rastgele değil; tutarlılık ister, sabır ister, bilgi ister.
Koleksiyoner Kimdir?
Koleksiyoner, rastgele değil, anlamına vakıf olarak biriktirendir. Her nesneyle bir bağ kurar, onu hikâyeye dönüştürür. Kimileri nadir bulunan objeleri ararken, kimileri sıradan görünen şeylerde olağanüstü anlamlar bulur. O bir iz sürücüdür. Gözden kaçanı yakalayan, görünmeyeni gören, zamana karşı sessiz bir arşiv inşa edendir.
Psikolojisi Ne Diyor?
Freud’a göre biriktirme, güvenlik duygusunun ifadesidir. Jung ise bunu, bireyin bilinçaltındaki imgeleri dış dünyaya yansıtma biçimi olarak görür. Biriktirmek, bazen kayıpla baş etmenin bir yolu, bazen de kendini tanımanın ta kendisidir. Kimi zaman yalnızlıktan, kimi zaman aidiyet ihtiyacından doğar.
Ancak koleksiyonerlik, patolojik bir saplantı değildir. Aksine, estetikle, sabırla, bilgiyle şekillenen bir seçicilik sanatıdır.
Parayla, Statüyle İlişkisi?
Tarihte koleksiyonerlik, bir dönem statü göstergesiydi. Rönesans soylularının nadire kabineleri (Wunderkammer) yalnızca zenginliğin değil, bilgiyle kurdukları ilişkinin de göstergesiydi. Ancak günümüzde koleksiyon yapmak için büyük servetler gerekmez.
Koleksiyonun değeri çoğu zaman nesnenin maddi fiyatında değil, taşıdığı manevî yükte saklıdır.
Cinsiyet açısından da genelleme yapmak güçleşmiştir. Artık hem kadınlar hem erkekler, çeşitli alanlarda koleksiyonlar oluşturarak bu alana katkı sunmaktadır.
Türkiye’de Koleksiyon Kültürü
Ülkemizde koleksiyonerlik, uzun yıllar “meraklı işi” olarak görülse de aslında köklü bir geçmişe sahip. Osmanlı döneminde hat sanatı, silah, porselen ve yazma eser koleksiyonları yaygındı. Cumhuriyet'le birlikte özellikle sanat eserlerine yönelim arttı. Ancak hâlâ kamuya açılmış koleksiyon sayısı az; birçok koleksiyoner hazinesini kendi mahreminde saklamayı tercih ediyor.
Biriktirmek: Kendimizi Tamamlama Hâli
Nihayetinde koleksiyonerlik, eksiklerimizi nesnelerle tamamlama biçimidir.
Bir nesneye değil, onunla birlikte gelen zamana, anlama, belleğe tutuluruz.
Kimi zaman bir kitabın sayfaları arasında gezinirken, kimi zaman bir çini parçasının deseninde gezinirken, biriktirdiğimiz şey belki de yalnızca kendimiziz.