beylikdüzü escort beylikdüzü escort beylikdüzü escort bayan beylikdüzü escort bayan escort beylikdüzü beylikdüzü escort
Bugun...


ELİF UZUN

facebook-paylas
ZAMANSIZ SANATÇILAR
Tarih: 21-05-2025 12:07:00 Güncelleme: 21-05-2025 12:07:00


''İnsanlar zamanla resimlerimin, üzerinde kullanılan  boyadan çok daha değerli olduğunu anlayacaklar.'' Vincent Van Gogh
 
Ya­şa­dık­la­rı çağda de­ğer­le­ri bi­lin­me­miş bir­çok sa­nat­çı ha­yat­la­rı­nın so­nu­na kadar se­fa­let için­de ya­şa­mış, an­la­şı­la­ma­dık­la­rı gibi yal­nız bir şe­kil­de bu dün­ya­yı terk et­miş­ler­dir. Sa­de­ce on­la­rın bil­di­ği bir ger­çek vardı. O da bu­lun­duk­la­rı çağa ait ol­ma­ma­la­rı ve yap­tık­la­rı eser­le­rin çok sonra ya­şa­ya­cak in­san­lar için ol­du­ğu.
Bu du­ru­ma bir­çok örnek ve­re­bi­li­riz;
 
 
Van Gogh, Mo­dig­li­ani, Ver­me­er gibi eser­le­ri mil­yon do­lar­lar­la öl­çü­len bir­çok sa­nat­çı ha­yat­la­rı bo­yun­ca an­la­şı­la­ma­mış hatta Van Gogh ya­şı­yor­ken tek bir tab­lo­su ancak 78 do­la­ra sa­tı­la­bil­miş­tir.
Bu du­ru­mu ya­şa­yan bizim de bir­çok sa­nat­çı­la­rı­mız oldu. Şu an ge­ri­ye dönüp bak­tı­ğı­mız­da bu in­san­la­rın an­la­şı­la­ma­mış ol­ma­sı ve kar­şı­lı­ğı­nı ala­ma­mış ol­ma­la­rı ne acı. Ede­bi­yat dün­ya­sın­dan Ahmet Hamdi Tan­pı­nar (başka bir yazı ko­nu­su) ve sanat dün­ya­sın­dan Fik­ret Mu­al­la en çok il­gi­mi çeken isim­ler ara­sın­da.
 
Deli di­yor­lar­dı. ‘Akıl­lı ol­du­ğu­nu ileri sü­ren­le­rin koy­du­ğu sı­nır­la­rın dı­şın­da do­laş­ma­yı sev­di­ği için’ böyle di­yor­lar­dı ona…Dört defa tı­mar­ha­ne­ye, yüz­ler­ce kere ka­ra­ko­la ve bin­ler­ce defa he­sa­bı­nı öde­ye­me­di­ği mey­ha­ne­le­rin önün­de­ki kal­dı­rı­ma atıl­dı.
 
 
Bun­lar­la kal­ma­dı­lar res­sam­lı­ğı­na da dil uzat­tı­lar en ağır şe­kil­de eleş­tir­di­ler. Sa­nat­çı için hayat ve bu savaş hiç kolay ol­ma­dı. Oy­sa­ki çok var­lık­lı ve iyi bir çev­re­de doğ­muş olan bu kişi Fik­ret Mu­al­la­dan baş­ka­sı de­ğil­di.
 
Tüm bu eleş­ti­ri­le­re rağ­men bir Fran­sız resim eleş­ti­ri­ci­si­nin:
“Hiç şüp­he­siz gü­nü­mü­zün Ta­ulo­use La­ut­rec’i. Böyle bir sa­nat­çı­ya sahip ol­mak­la Tür­ki­ye kı­vanç du­ya­bi­lir.” De­miş­ti.
Onu To­ulo­use-La­ut­rec’e ben­zet­me­le­ri, sa­de­ce resim yö­nün­den değil; onun gibi, kü­çük­lü­ğün­de ge­çir­di­ği bir kaza so­nu­cun­da aya­ğı­nın sa­kat­lan­ma­sın­dan ve bunun, ha­ya­tı­nın yö­nü­nü büyük öl­çü­de et­ki­len­me­sin­den­dir.
Bir Türk sa­nat­çı­sı­nın, sa­na­tı­na inan­mak şar­tıy­la (be­de­li­ni faz­la­sıy­la öde­miş olsa da) hiç­bir des­tek ol­ma­dan, büyük bir res­sa­mın geç­ti­ği yol­lar­dan ge­çe­rek, dün­ya­nın sanat mer­ke­zi Paris’te kendi ka­nat­la­rıy­la do­ru­ğa ula­şa­bi­le­ce­ği­ni ispat etti.
 
 
 
Fik­ret Mu­al­la tı­mar­ha­ne­ler, ka­ra­kol­lar, açlık ve se­fa­let için­de ya­şa­dı. Se­ven­le­rin­de bile “uzak durma” is­te­ği ya­rat­tı. Ken­di­ne ıs­tı­rap ver­mek­ten hoş­la­nan­la­ra ya­ra­şır bir zevk­le, ya­rat­tı­ğı bu gö­nül­lü yal­nız­lı­ğın için­de bir kadın ve sevgi ek­sik­li­ği­nin de et­ki­siy­le ha­ya­tı daha sı­kın­tı­lı bir hal aldı. İçin­de­ki fır­tı­na­yı dur­du­ra­bil­mek için üç şeye sa­rıl­dı: Resim, içki ve mek­tup…
Yemek ye­me­di, eğ­len­me­di, kim­sey­le otu­rup aklı ba­şın­da iki ke­li­me ko­nuş­ma­dı. Buna kar­şı­lık resim yaptı ve re­sim­le bes­len­di. Çev­re­siy­le iliş­ki­ler ku­ra­bil­mek için bol bol içti ve ko­nu­şur­ken an­la­ta­ma­dık­la­rı­nı yazdı. İçkiye resmi kadar büyük bir iş­tah­la sa­rıl­dı. Var­lı­ğı­na da­ya­na­ma­dı­ğı ya­lan­la­rı ve bazen de ger­çek­le­ri unu­ta­bil­mek için bir zırh olu­yor­du ona.
Çok yıl­lar sonra , bunu bir ka­dı­na şöyle açık­la­ya­cak­tı: “Bir Al­ma­nı sev­miş­tim…Akıl­lı­sın, ze­ki­sin ama çir­kin­sin, hem de topal, di­ye­rek red­det­ti. “Ben de ken­di­mi iç­ki­ye ver­dim.”
Fik­ret Mu­al­la ilk defa 1928 yı­lın­da “al­ko­lik de­li­ri­yum” teş­hi­siy­le ve de­sin­to­kis­yon ama­cıy­la akıl has­ta­ne­si­ne ya­tı­rıl­dı. Bu ve­si­ley­le in­san­lar ara­sın­da de­li­ler sı­nı­fı­na gir­miş oldu. O dönem ül­ke­miz­de bir res­sa­mın en fazla ya­pa­bi­le­ce­ği şey resim öğ­ret­men­li­ğiy­di. Ken­di­si res­sam­lık­tan başka bir mes­lek kabul et­mi­yor, top­lum da onu res­sam­lık­la ya­şat­mak is­te­mi­yor­du. Resim öğ­ret­men­li­ği ya­pa­bil­mek için akli den­ge­si­nin ye­rin­de ol­du­ğu­nu ispat et­me­si ge­re­ki­yor­du. Ay­va­lık ve Ga­la­ta­sa­ray Li­se­si’nde öğ­ret­men ola­rak baş­la­yıp (ya­şa­mı­nı idame et­tir­mek, içe­bil­mek vs) bir süre sonra bı­rak­mış­tı.
 
“Ben hür­ri­ye­ti­mi çok se­ve­rim. Bunu naçiz sü­ku­tum­da (sus­mam­da) bu­lu­rum. Resim ya­par­ken, iba­det eder gibi sü­ku­ne­ti bey­ni­min te­pe­sin­de, saç­la­rı­mın di­bin­de his­se­de­mes­sem, o zaman bi­li­rim ki, yan­lış bir işle meş­gu­lüm.”
 
Ge­ri­ye dönüp bak­tı­ğı­mız­da sa­nat­çı­nın iki dö­ne­mi­ni gö­rü­yo­ruz. İstan­bul dö­ne­mi ve Fran­sa dö­ne­mi.
İstan­bul dö­ne­min­de; Haliç, me­zar­lık­lar, cami av­lu­la­rı, Aya­sof­ya, Boğaz, Eyüp, Pey­zaj­lar, nü ve port­re­ler vardı.
Fran­sa dö­ne­min­de ise Paris gö­rün­tü­le­ri, lo­kan­ta­lar, kah­ve­ler, bar­lar, çal­gı­cı­lar, ber­ber­ler, so­kak­lar, ge­mi­ler, kuş­lar, ba­lık­lar, bur­ju­va­lar, has­ta­lar, me­lan­ko­lik­ler ve de­li­ler vardı.
Çok yal­nız biri ol­ma­sı­na rağ­men res­mi­nin ko­nu­la­rı ço­ğun­luk­la in­san­dı. Ha­ya­tın­da bu­la­ma­dı­ğı ahen­gi re­sim­le­rin­de çok iyi yan­sıt­mış­tı.
 
Fik­ret Mu­al­la, Van Gogh’un hüz­nü­nün, dış­lan­mış­lı­ğı­nın, deli ola­rak anıl­ma­sı­nın ve Ame­deo Mo­dig­li­ani’nin dün­yay­la baş ede­bil­mek için iç­ki­ye olan tut­ku­su­nun bir en­kar­nas­yo­nu gi­biy­di adeta.
O günün susan ve dış­la­nan Fik­ret Mu­al­la’sı bugün ye­rel­li­ğin öte­si­ne geç­miş, ev­ren­sel bir sa­nat­çı ola­rak ye­ri­ni al­mış­tır.


Bu yazı 2458 defa okunmuştur.

FACEBOOK YORUM
Yorum

YAZARIN DİĞER YAZILARI

YAZARLAR
ÇOK OKUNAN HABERLER
SON YORUMLANANLAR
  • HABERLER
  • VİDEOLAR
GAZETEMİZ

nöbetçi eczaneler
HABER ARA
Bizi Takip Edin :
Facebook Twitter Google Youtube RSS
YUKARI