Biz millet olarak seçme işinde başarılı olamadık. Daha doğar doğmaz ya pembe ya mavi renkle tanışırsın. Birçok yerde eşini görücü usulü aile büyükleri seçer, sen de kabul edersin. Bir süre sonra yok mu bize torun sevelim derler, kucağımıza torun verin diye başlarlar. Çocuk ne zaman yapılacak, ona bile aile büyükleri ve çevreniz karar verir.
Siyasi seçimlere bakalım, muhtar neye göre seçilir? Mahallemizin idaresini sağlayan muhtar, o mahallede hangi şehirden daha fazla göç olduysa ya da hangi sülale daha kalabalıksa hemşehri kontenjanından ya da o seçimde partisizlere göre seçilir. Muhtar adayının kişisel özellikleri önemli değildir.
Belediye başkan seçiminde adayın partisi ya da memleketi belirler. Milletvekili seçimlerinde sizin vekilinizi önce siyasi partiler belirler, yani sizin mecliste temsil edecek kişiyi ya da kişileri seçme hakkınız yoktur. Size sunulan birkaç adaydan birine oyunuzu verirsiniz. Bu kişileri genelde tanımazsınız. Sizi ve şehrinizi temsil edecek olan vekiller büyük ihtimalle seçildiği yerin sorunlarını, kültürünü ve yaşam şeklini bilmez. Siz de seçtiğiniz vekili bilmezsiniz. Ne diyelim, Allah kabul etsin.
Bu vekiller aday olduğunda bir sağlık kontrolünden geçmezler. IQ testi yani akıl sağlığı ne durumda bilemeyiz. Unutmayın, TC vatandaşı olan ilkokul mezunu bir kişi seçildiği zaman ülke yönetiminde yer alır. Sonra ne olur? İki lafı bir araya getiremeyen cahiller ülkeyi batağa sürükler. Ülkenizin parasının pul kadar değeri kalmaz. Fabrikalar satılır, vakıf ve hazine arazileri satılır. Ülke üç beş şahsa muhtaç olur, borçlanır. Tarım alanları yok olmaya başlar.
Kutsal bildiğimiz ekmeğimizin unu, Katil Gavur dediğimiz İsrail’den gelir. Gavur dediğimiz o ülkenin unundan ekmek yapılır. Bir parçası yere düşerse üç defa öpüp alnımıza koymamız öğretilmiştir. Dini kullanıp insanları her türlü dolandıran sahtekarlar çoğalır.
Size bir örnek; kafanıza göre vekil seçerseniz şöyle olur: Ahmet Hamdi Çamlı isimli değerli milletvekilimiz, matematiği, ilimi, bilimi dedesinin icat ettiğini; bu sayede Amerikan Cumhurbaşkanı Trump ve Fransa Cumhurbaşkanı Macron’u bakkala yollasam gidip şuradan bir sepet kahvaltılık al deseler hesap veremezlerdi. “Dedem sayesinde insanlar hesap yapmayı öğrendi,” demiştir. (Yalan diyenler olabilir, Google’dan videonun tamamını izleyebilir.) Ey Türk milleti, bu insanlara oy verip vekil yaptığımız için bizim hiç mi suçumuz yok?
Aklıma daha ilginç bir şey geldi; okullarda 60 yaş üstü öğretmen olmayacakmış, performansları düşük oluyormuş. 30 kişilik sınıfı 60 yaşında öğretmenin yönetemeyeceğini düşünenler, 80 milyonluk ülkeyi 70 yaş üzeri yolda yürüyemeyen, iki lafı bir araya getiremeyen insanlara nasıl teslim ettiğimizi göremeyecek kadar cahillerdir.
NEREMİZ DOĞRU Kİ?
Siz bu ülkede profesör unvanı ile gezen, aslında profesörlükle alakası olmayan, kapısına masasına utanmadan profesör yazdıran, aslında doçent iken bir gecede unvan değiştiren utanmazlara ne diyeceksiniz? Bunlar insan sağlığı ile ilgili meslek sahipleri. Bir diğer tabirle hülle profesörler. Bu ülkenin insanları sahte profesörleri hak etmiyor.
Doçentlik unvanını aldıktan sonra en az beş (5) yıl süreyle açık bulunan profesörlük kadrosu ile ilgili bilim alanında çalışmış olmak. Yükseköğretim Kurulunca (YÖK) geçerli kabul edilen yabancı dil sınavından 65 (altmış beş) puan almış olmak gerekir.
Prof. diye ikili misli ücret verdiğiniz kişileri araştırın, sahte (çakma Prof.) olabilir.
NİYE BU KADAR ÇALIYORSUN?
Bir vekil söyleşiye katılmak üzere üniversiteye gider. Öğrenciler vekile sorularını sorar, vekil cevaplar. Vekil bu durumdan öylesine mutlu olmuştur ki, “İlginç ve özel hayatımla ilgili sorularınız varsa çekinmeyin arkadaşlar,” demiştir.
Arka sıralardan bir genç:
– Alkol kullanıyor musunuz?
Vekil: Hayır, haramdır.
– Eşiniz dışında ilişkiniz var mı?
Vekil: Hayır, haramdır.
– Kumar oynar mısınız?
Vekil: Hayır, haramdır.
Genç öğrenci: “Alkol yok, yasak ilişki yok, kumar yok. O zaman bu kadar çok çalmaya ne gerek var?”
Saygılar.