Halkın İçinde Olmayan Siyaset
Hiç belediye otobüsünde bir siyasi lider gördünüz mü?
Markette alışveriş yapıp kasa kuyruğuna giren bir milletvekili?
Halk plajında denize giren, çocuklarla kumdan kale yapan bir yönetici?
Görmediniz. Büyük ihtimalle de hiç görmeyeceksiniz.
Çünkü bu ülkede siyaset, halkın içine karışarak değil; el sallayarak, kameraya oynayarak, koruma ordularının arkasına saklanarak yapılır. Sinemada, operada, balede ya da bir konserde sade bir vatandaş gibi oturan bir başbakan ya da cumhurbaşkanı hatırlayan var mı? Ben hatırlamıyorum.
Bunun Adı Kibir
Bir hayvan barınağına gidip gerçekten bir hayvan sahiplendiniz mi?
Bir çocuk esirgeme kurumunda çocuklarla vakit geçirdiniz mi?
Yaşlı ve düşkünler evine, kameralar olmadan adım attınız mı?
En iyi bildiğiniz şey kendi maaşınız oldu.
Partinizin hazineden aldığı milyonlar oldu.
Halkın neyle geçindiği ise hep istatistiklerde kaldı.
“Allah affetsin” demek kolaydır ama ben demiyorum.
Allah, hak ettiğinizi bu dünyada versin; biz de görelim.
Yetki Var, Adalet Yok
Yetmişli yaşları geçmiş olabilirsiniz ve hâlâ bir ülkenin kaderi hakkında karar veriyor olabilirsiniz. Belediye başkanı, milletvekili olabilirsiniz.
Ama aynı ülkede bir üniversite öğrencisi 250 lirayla karnını doyurmaya çalışırken, siz Meclis’te 50 liraya bal kaymak yiyorsunuz.
Adalet tam da burada sorgulanmalı.
Af mı, Gaf mı?
“Suça karışmamış terör örgütü üyeleri aramıza karışacak” deniyor.
Peki nasıl olacak bu?
Biri çıkacak, “Ben aşçıydım” diyecek.
Diğeri, “Ben erzak alımı yapıyordum.”
Öteki, “Ben berberdim.”
E, aşçının, berberin terörle ne işi olur değil mi?
At yalanı…
Biz öperiz inananı.
65 Yaş: Hayatın Bir Anda Değiştiği Yaş
Türkiye’de 65 yaşına geldiğinizde hayatınız bir anda değişir. Otobüste herkes size yer verir, İstanbul Kartınızın sesi değişir.
Ama aynı zamanda “Artık kendi işini yapamaz” damgası vurulur.
Yıllarca çalışıp aldığınız evi, arabayı satamazsınız.
Memur olamazsınız.
Öğretmenseniz, 40 kişilik sınıfa ders veremeyeceğiniz düşünülür.
Ama aynı yaşta bir başkası, milyonların kaderi hakkında karar verebilir.
İşte asıl çelişki burada.
Bir Cenaze, Bir Gerçek
Uzun yıllar siyaset yapmış, vekillik görevinde bulunmuş bir adam, geçirdiği ameliyatlar sonrası hayatını kaybeder. Cenazede hoca klasik soruyu sorar:
“Merhumu nasıl bilirdiniz?”
Kalabalık hep bir ağızdan cevap verir:
“İyi biliriz.”
Hoca devam eder:
“Yardımseverdi…
İyi bir Müslümandı…
İyi bir baba, iyi bir eşti…”
Bu sırada merhumun eşi, kalabalığın içinden oğlunu çağırır:
“Koş gel oğlum.”
Çocuk yanına gelir.
Anne fısıldar:
“Oğlum, bu babanın cenazesi değil.
Şu tabutun kenarından bir bak.
Hocanın anlattığı adam, baban değil.”
Son Söz
Bazen en büyük yargıyı sandıklar değil, hayat verir.
Ve bazen bir cenazede söylenenler, yaşarken yapılanlardan çok daha ağırdır.
Asıl mesele de tam olarak budur.