Bugünün dünyasında değerin ölçüsü net:
Üretiyor musun?
Tüketiyor musun?
Yaşlı, artık ne yeterince üretiyor ne de piyasanın istediği gibi tüketiyor.
Bu yüzden gözden çıkarılıyor.
Bu yüzden “yük” deniyor.
Bu yüzden bütçe kalemlerinde kısılıyor.
Eskiden bilgeliğin sembolüydü yaşlılık.
Bugün ise bir yükün, bir fazlalığın, bir “görünmezliğin” adı.
Bu ülkede yaşlılar ne zaman “yük” oldu?
Ne zaman “gereksiz” sayıldı?
Aslında onlar yavaş bir ölüme sessizce terk edildi.
Geniş Aileden Çekirdek Aileye: İlk Kopuş
Bir zamanlar yaşlı, evin merkezindeydi.
Aynı sofrada üç kuşak oturur, yaşlı evin hafızası sayılırdı.
Sonra geniş aile dağıldı. Çekirdek aile küçüldü.
Evler daraldı, odalar azaldı, sabır tükendi.
Yaşlı, artık “misafir” oldu.
Bir süre sonra misafir de olmaktan çıktı;
“bakılması gereken bir meseleye” dönüştü.
Bu ilk kopuştu…
Pandemi: Yaşlıların Eve Kapatıldığı Yıllar
Pandemiyle birlikte yaşlılık, resmen tehlike ilan edildi.
“Sokağa çıkma yasağı” ilk onlara geldi.
Banklar, parklar, meydanlar yaşlılardan temizlendi.
Evlerine kapatıldılar. Yalnız bırakıldılar. Görmezden gelindiler.
O dönemde kimse şunu sormadı:
Ev dediğiniz yer, gerçekten herkes için bir sığınak mıydı?
Ekonomik Kriz: Evden Otogara
Pandemi bitti, yasaklar kalktı. Ama yaşlılar sokağa dönemedi.
Kamuya açık alanlarda banklar,
Ulus’ta ucuz otel odaları,
AŞTİ’de geçmek bilmeyen saatler düştü paylarına.
Çünkü günden güne eriyen emekli maaşları onları ne ayrı bir eve çıkarıyor ne de sokağa.
Huzurevleri: Koruma mı, Tecrit mi?
“Devlet huzurevleri var” deniyor.
Ama herkes biliyor ki:
Huzurevleri çoğu zaman yaşlı için son sürgün yeri.
Basına yansıyan kötü muamele, ihmal, şiddet ve yalnızlık haberleri tesadüf değil.
Yaşlı, burada da birey değil; “idare edilmesi gereken bir sayı”.
Evden çıkarılan yaşlı, otogardan toplanıp huzurevine yerleştiriliyor.
Bu bir sosyal politika değil; gözden kaybetme refleksi.
Yaşlanmak: Tercih Değil Bir Kader
Bugün “yaşlı” diyerek kendimizi ayrıştırdığımız o insanlar dünün işçisi, memuru ve esnafıydı.
Yani bizim mevcut halimiz.
