Batman’ın Beşiri ilçesinden gelen haber, yüreğimizi dağladı. Bir gecenin sessizliğinde, bir ailenin dört canı yok edildi. Mehmet ve Takibe Şanlı; çocukları Elanur ve Akıncan’la birlikte hedef alındılar. Haberin satır araları daha da kan dondurucuydu: Minik Elanur ve Akıncan, kurşunlar yağarken arabadan inip kaçmayı başarmış, fakat saldırganlar peşlerinden giderek onları da öldürmüştü.
Bazen kelimeler anlamını yitirir. “Katledildi” deriz ve vahşeti sıradan bir haber satırında unutulmaya terk ederiz.
Bu olay, insanın zihninde hemen sinemadaki karanlık figürleri çağırıyor. Çünkü biz şiddeti çoğu kez filmlerden öğreniriz. “The Godfather-Baba”’da Don Vito Corleone’nin sözleri hâlâ kulaklarımızda çınlar: “Kadınlara ve çocuklara asla dokunmayın.” Bu, mafyanın bile kendine koyduğu bir kırmızı çizgiydi. Corleone ailesi, cinayet işleyebilir, rakiplerini ortadan kaldırabilir; ama çocukların oyun alanına asla silah sokulmazdı.
Benzer bir sahneyi Brian De Palma’nın “Scarface-Yaralı Yüz” filminde görürüz. Tony Montana, bütün vahşiliğine rağmen, çocukların öldürüleceği bir bombalı saldırıya karışmayı reddeder. Tetikçi arabayı çalıştırmak isterken Tony silahını ona çevirir ve öfkeyle haykırır: “I told you, no kids, no women!” O anda anlarız ki, Montana’nın bütün kirli dünyasında bile bir insanlık kırıntısı kalmıştır.
Ya da Martin Scorsese’nin “Goodfellas-Sıkı Dostlar” filminde olduğu gibi… Mafya babaları, kendi aralarındaki ihanetleri kanla temizlerler, ama aile sofrasına oturduklarında çocuklarını korumak, onlara kahkahalarla dolu bir ev sunmak en az suç ortaklıkları kadar kutsaldır.
Dahası, “Once Upon a Time in America- Bir zamanlar Amerika” gibi filmler bize şunu gösterir: Mafya, kendi şiddetini bile bir “kod” etrafında örer. Kadınlara, çocuklara, masumlara dokunmamak—bu, en yozlaşmış karakterlerin bile benimsediği bir yasa gibidir.
Ama Batman’da yaşananlar, tüm bu kurgusal yasaları yerle bir etti. Sinemanın en acımasız anti-kahramanları bile masumiyetin sınırını geçmezken, bizim gerçeğimizde 9 yaşındaki Elanur ile 6 yaşındaki Akıncan kurşunların hedefi oldu. Mafyanın bile “dokunulmaz” saydığı çocuklar, bizim topraklarımızda sokak ortasında, korkuyla kaçarken öldürüldü.
Bazen sinema, bize gerçeğin utancını hatırlatır. Filmlerde “dokunulmaz” sayılan masumiyet, gerçek hayatta bu kadar kolayca harcanıyorsa, biz hangi dünyada yaşıyoruz?
Mafya masallarında bile “aile” en kutsal kurum olarak çizilirken, biz çocuklara silah doğrultulan bir ülkenin aynasına bakıyoruz.
Ve o aynada, insanlıktan geriye ne kaldığını sorguluyoruz.
Sinema perdesinde mafya babalarının dahi masumlara çizdiği kırmızı çizgi, bizim ülkemizde çoktan silinmiş görünüyor. O halde belki de asıl soru şudur:
Kurgusal mafya babalarının bile sahip olduğu vicdanı, biz neden kaybettik?