Sicilya'nın beni en çok şaşırtan yanı, hiçbir keşfin başladığı yerde bitmemesi. Bir şiirin peşinden yürürken kendinizi tarihin içinde bulabiliyor, bir efsanenin izini sürerken yüzyıllar öncesinin önyargılarıyla karşılaşabiliyorsunuz. Bu kez yol beni bambaşka bir yere götürdü. Çocukluğumun en tanıdık bilgesine... Üstelik Anadolu'da değil, Sicilya'da.

Çizen: Sara Cappello
Adı Nasreddin Hoca değildi. Giufà'ydı.
İlk kez bu isimle karşılaştığımda, Sicilya'ya özgü bir halk kahramanı olduğunu düşündüm. Fakat hikâyelerini okumaya başlayınca şaşkınlığım giderek arttı. Çünkü satırlarda dolaşan mizah bana hiç yabancı değildi. Her hikâyenin sonunda çocukluğumuzdan tanıdığımız bir bilgenin sesi yankılanıyordu.
Nasreddin Hoca'nın…
Türk kültürünün en sevilen halk bilgesi olan Nasreddin Hoca'nın gerçekten yaşamış bir kişi olduğu kabul edilir. Tarihî kaynaklara göre 1208 yılında Eskişehir'in Sivrihisar ilçesine bağlı Hortu köyünde doğar. Babası köyün imamıdır. Daha sonra Akşehir'e yerleşir; burada imamlık, müderrislik ve kadılık yaptığı kabul edilir. 1284 yılında Akşehir'de hayatını kaybeder. Türbesi bugün hâlâ ziyaretçilerini ağırlamaktadır. Ancak onu ölümsüz kılan mezarı değil, yüzyıllardır dilden dile dolaşan fıkralarıdır. Hazırcevaplığı, ince zekâsı ve kimseyi incitmeden düşündüren mizahı sayesinde Nasreddin Hoca yalnızca Anadolu'nun değil, geniş bir coğrafyanın ortak kültür mirasına dönüşmüştür.

Araştırmaya devam ettikçe ilginç bir yolculukla karşılaştım. Giufà, Sicilya'da doğmuş bir karakter değildi. Kökleri 9. yüzyıl Arap anlatı geleneğinde yaşayan Juha (Cuhâ/Ğuhâ) karakterine uzanıyordu. Bu hikâyeler yüzyıllar boyunca Akdeniz'in farklı kıyılarına taşınmış; Sicilya'da Giufà, başka coğrafyalarda Djeha, Goha ya da başka adlarla anlatılmıştı. Anadolu'da ise Nasreddin Hoca geleneğiyle iç içe geçmiş, pek çok fıkra farklı kahramanların ağzından yeniden hayat bulmuştu. Kahramanların isimleri değişmişti ama insanı güldürürken düşündüren o ince zekâ hep aynı kalmıştı.
Sicilyalılar için Giufà ne bir kraldır ne de bir destan kahramanı. O, halkın içinden çıkan sıradan bir insandır. Çocuksu saflığı yüzünden sık sık kandırılır, başını derde sokar; ama hiçbir zaman kötülük düşünmez. Hikâyelerin sonunda çoğu kez asıl dersi veren de odur. Belki bu yüzden yüzyıllardır Sicilyalı çocuklar prenslerden önce Giufà'nın hikâyeleriyle büyür. Çünkü insanlar kusursuz kahramanlardan çok, kendilerine benzeyen bilgelere inanırlar.
Giufà'nın en sevilen hikâyelerinden biri bize oldukça tanıdık gelir. Oğluyla birlikte eşeğiyle yola çıkar. Önce oğul eşeğe biner; insanlar ayıplar. Sonra baba biner; yine eleştirilir. Bu kez ikisi birlikte binerler; eşeğe acımadıkları söylenir. İkisi de yürüyünce bu defa "Madem eşeğiniz var, neden yürüyorsunuz?" diye azar işitirler. Hikâyenin sonunda verilen ders aslında hepimizin bildiği gerçektir: İnsanların dilini susturmak mümkün değildir.
Bir başka öyküde hükümdar, Giufà'dan bir eşeğe okuma yazma öğretmesini ister. Günler süren "eğitim" sonunda eşek kitabın sayfalarını diliyle çevirmeye başlar. Herkes hayret içindeyken Giufà gülümseyerek sadece şu cümleyi söyler: "Eşek bundan fazlasını okuyamaz." İşte o anda insan, Nasreddin Hoca'nın mizahını Sicilya'nın dar sokaklarında yeniden duyar.
Elbette Giufà ile Nasreddin Hoca aynı kişi değildir. Biri Sicilya'nın, diğeri Anadolu'nun kültürel hafızasında yer edinmiştir. Ama ikisi de aynı büyük anlatı geleneğinin çocuklarıdır. İkisi de insanın zaaflarını, kibirlerini, hırslarını ve sağduyusunu mizahın diliyle anlatır. Belki de bu yüzden bir Sicilyalının gülerek anlattığı bir hikâye, bize çocukluğumuzdan tanıdık gelir.
Akdeniz'e haritadan baktığınızda ülkeleri birbirinden ayıran sınırlar görürsünüz. Oysa kültür, haritalara bakmaz. Rüzgâr gibi denizi aşar; limandan limana ulaşır, her kıyıda yeni bir isim kazanır. Bir halkın anlattığı hikâye, başka bir halkın çocukluğuna dönüşür.
Sicilya bana önce Butera'da Nazım Hikmet'in dizeleriyle şiirlerin sınır tanımadığını gösterdi. Sonra Testa di Moro efsanesiyle tek bir kelimenin yüzyıllar boyunca nasıl yaşayabildiğini anlattı. Şimdi ise Sicilya'da Giufà, Anadolu'da Nasreddin Hoca oluyor; isimler değişiyor ama insan aynı insan kalıyor. Aynı hataları yapıyor, aynı dersleri alıyor, aynı fıkraya yüzyıllar sonra bile gülümseyebiliyor.