Bir önceki yazımda Eylül’e geçerken kendimize dönmekten, ruh, zihin ve beden arasındaki dengeyi yeniden fark etmekten söz etmiştim.
Şimdi biraz daha derine inelim.
Çünkü kendimize dönmek yalnızca kendimizi dinlemek değildir.
Bazen kendimize dönmek, artık bize iyi gelmeyen şeyleri fark edip onları bırakabilmektir.
Sonbahar bunun için bize çok güzel bir örnek sunar.
Ağaçlar yapraklarını bırakırken bunu bir kayıp olarak yaşamaz.
Çünkü biliriz ki bazı yaprakların dökülmesi, ağacın yok olması değil; yeni bir mevsime hazırlanmasıdır.
Belki insanın hayatında da böyledir.
Bazen bırakmak, kaybetmek değildir.
Bazen bırakmak, kendine yeniden yer açmaktır.
Peki biz neleri taşıyoruz?
Bir an durup düşünelim.
Uzun zamandır zihnimizde taşıdığımız bir kırgınlık var mı?
Söyleyemediğimiz bir söz?
Kendimizi suçladığımız bir geçmiş?
Bizi sürekli yoran bir ilişki biçimi?
“Hayır” dememiz gerekirken söylediğimiz “evet”ler?
Artık bize hizmet etmeyen alışkanlıklar?
Başkalarının beklentilerine göre yaşamaya çalışırken unuttuğumuz kendi isteklerimiz?
Bazen hayatımızda o kadar çok şey birikir ki neyin gerçekten bize ait olduğunu bile unutabiliriz.
İşte sonbahar bize tam burada küçük bir soru soruyor:
“Bunu gerçekten taşımaya devam etmek istiyor musun?”
Her şeyi düzeltmek zorunda değiliz
Hayatımızın her döneminde her şeyi çözmek zorunda olduğumuzu düşünüyoruz.
Bir sorun varsa hemen çözmeliyiz.
Bir ilişki kötü gidiyorsa hemen karar vermeliyiz.
Üzgünsek hemen iyi hissetmeliyiz.
Başarısız olduysak hemen yeniden ayağa kalkmalıyız.
Oysa bazen insanın ihtiyacı çözüm değil, önce durup olanı kabul etmektir.
“Evet, bu beni üzdü.”
“Evet, yoruldum.”
“Evet, artık böyle devam etmek istemiyorum.”
“Evet, bazı şeyleri değiştirmem gerekiyor.”
Bu cümleler zayıflık değildir.
Tam tersine, insanın kendisiyle kurduğu dürüst ilişkinin başlangıcıdır.
Çünkü kendimize dürüst olmadığımız yerde gerçek bir değişim yaratmak da zorlaşır.
Bedenimizi de bu hikâyenin dışında bırakmayalım.
Geçen yazımda bedenimizin bize verdiği mesajlardan söz etmiştim.
Bu kez bir adım daha atalım.
Bedenimizi yalnızca “bir sorun olduğunda” hatırlamayalım.
O bizim hayatımız boyunca bizimle birlikte.
Stresli olduğumuzda geriliyor.
Korktuğumuzda hızlanıyor.
Üzüldüğümüzde ağırlaşıyor.
Dinlenmediğimizde yoruluyor.
Bazen söyleyemediğimiz şeyleri bile bedenimiz taşıyor.
Elbette her fiziksel belirtiyi yalnızca duygusal nedenlerle açıklamak doğru değildir. Bedenimizin verdiği belirtiler önemsenmeli ve gerektiğinde tıbbi değerlendirme alınmalıdır.
Ancak bunun yanında kendimize şu soruyu sormak da kıymetli olabilir:
“Ben bedenime nasıl davranıyorum?”
Onu dinliyor muyum?
Dinlenmesine izin veriyor muyum?
İhtiyaçlarını erteliyor muyum?
Yoksa ancak yorulduğunda, ağrıdığında ya da alarm verdiğinde mi onunla ilgileniyorum?
Zihnimizin de bir “fazlalıklar” bölümü var.
Evimizde kullanmadığımız eşyaları zaman zaman ayırıyoruz.
Dolaplarımızı düzenliyoruz.
Eskimiş kıyafetleri çıkarıyoruz.
Peki zihnimizde bunu ne zaman yapıyoruz?
Her gün aynı düşünceyi tekrar tekrar düşünmek…
Geçmişte yaşanan bir konuşmayı yeniden yaşamak…
Henüz olmamış bir olay için endişelenmek…
Başkalarının bizim hakkımızda ne düşündüğünü sürekli hesaplamak…
Kendimizi başkalarıyla kıyaslamak…
Bütün bunlar zihinsel bir yük oluşturabilir.
Belki bu sonbaharda zihnimiz için de küçük bir sadeleşme yapabiliriz.
Her düşünceye inanmak zorunda olmadığımızı hatırlayabiliriz.
Her düşünceyi çözmek zorunda olmadığımızı fark edebiliriz.
Ve bazen sadece:
“Bu düşünce şu anda bana hizmet ediyor mu?”
diye sorabiliriz.
Bırakmak, unutmak anlamına gelmez
Bence en çok karıştırdığımız noktalardan biri bu.
Bir şeyi bırakmak, yaşanmamış kabul etmek değildir.
Bir insanı affetmek, yapılanı doğru bulmak değildir. Geçmişi geride bırakmak, geçmişi silmek değildir.
Bazen bırakmak sadece şunu söyleyebilmektir:
“Bu yaşandı. Bana bir şey öğretti. Ama artık hayatımın geri kalanını bunun üzerine kurmak istemiyorum.”
İşte bu cümlede büyük bir özgürlük vardır.
Çünkü geçmişimizi değiştiremeyiz.
Ama onun bugünümüz üzerindeki etkisine nasıl yaklaşacağımızı zamanla yeniden değerlendirebiliriz.
Kendimize daha fazla alan açalım
Belki bu sonbaharın hedefi daha çok yapmak değil, biraz daha azaltmak olabilir.
Daha az acele.
Daha az kendini suçlama.
Daha az başkalarının hayatıyla kıyaslama.
Daha az “her şeye yetişmeliyim” baskısı.
Ve biraz daha…
Kendimize zaman.
Sevdiklerimize zaman.
Sessizliğe zaman.
Doğaya zaman.
Dinlenmeye zaman.
Gerçekten istediğimiz şeylere zaman.
Çünkü bazen hayatımıza yeni bir şey eklemekten önce, içeride ona yer açmamız gerekir.
Kendimize şu soruları soralım:
Bu sonbaharda bir defterin başına oturup kendimize birkaç soru sorabiliriz:
Neyi bırakmaya hazırım?
Neyi hayatımda tutmak istiyorum?
Hangi alışkanlığım artık bana iyi gelmiyor?
Kimin yanında kendim gibi hissediyorum?
Nerede kendimden uzaklaşıyorum?
Bedenimin benden istediği en önemli şey ne?
Ruhumun uzun zamandır özlediği ne?
Zihnimi en çok hangi düşünce yoruyor?
Ve belki de hepsinden önemlisi:
“Ben gerçekten nasıl bir hayat yaşamak istiyorum?”
Cevapların hemen gelmesi gerekmiyor.
Bazen insanın kendine sorduğu doğru bir soru, cevaptan daha güçlü bir başlangıçtır.
Sonbahar bize neyi hatırlatıyor?
Ağaçların yapraklarını bırakmasını izlerken aslında hayatın çok sade bir gerçeğini görüyoruz:
Her şeyin bir zamanı var.
Büyümenin…
Beklemenin…
Çiçek açmanın…
Ve bırakmanın…
Biz de her mevsimde aynı kişi olmak zorunda değiliz.
Hayatımızın bazı dönemlerinde mücadele ederiz.
Bazı dönemlerinde iyileşiriz.
Bazı dönemlerinde yeniden başlarız.
Bazı dönemlerinde ise sadece dinleniriz.
Bunların hiçbirini başarısızlık olarak görmemek gerekiyor.
Çünkü hayat düz bir çizgi değil.
Dönüşerek ilerlediğimiz bir yol.
Belki de bu sonbaharda kendimize yeni bir söz vermek yerine, eski bir yükümüzü bırakmayı deneyelim.
Çünkü bazen yeni bir başlangıç yapmak için daha fazlasına ihtiyacımız yoktur.
Sadece fazlalıkları bırakmaya ihtiyacımız vardır.
Ve belki o zaman ruhumuz biraz daha hafifler.
Zihnimiz biraz daha sakinleşir.
Bedenimiz biraz daha rahatlar.
Biz de kendimize biraz daha yaklaşırız.
Çünkü gerçek dönüşüm bazen hayatımıza yeni bir şey eklemekle değil…
Artık bize ait olmayanı sevgiyle bırakmakla başlar.
Sonbaharınız; sadeleştiğiniz, hafiflediğiniz, kendinize yaklaştığınız ve içinizde yeni bir alan açtığınız bir mevsim olsun.
Sevgiyle,
Derya Demir
Holistik İyileşme | Ruh • Zihin
• Beden Denge Çalışmaları