Eylül…
Takvim yaprağında yalnızca yeni bir ay değil; çoğumuz için yeni bir başlangıç hissi.
Yazın uzun günleri, tatiller, deniz, güneş, biraz daha yavaşlayan hayat… Şimdi yerini yavaş yavaş yeni bir düzene bırakıyor. Okullar açılacak, çalışma temposu artacak, şehir yeniden hareketlenecek.
Peki biz bütün bu değişimin içinde neredeyiz?
Belki de Eylül’ü yalnızca hayatımızı yeniden düzenlemek için değil, kendimizi yeniden duymak için kullanmalıyız.
Çünkü bazen hayatın koşuşturması içinde ruhumuz geride kalıyor, zihnimiz sürekli gelecekle meşgul oluyor, bedenimiz ise bütün bunların yükünü sessizce taşıyor.
Oysa insan bir bütündür.
Ruhumuzun ihtiyacı olanla zihnimizin istediği ve bedenimizin söylediği şey birbirinden çok farklı olduğunda, içimizde bir dengesizlik hissetmeye başlarız.
Belki sürekli yorgun hissederiz.
Belki uyuduğumuz halde dinlenemeyiz.
Belki hiçbir şey yokmuş gibi görünürken içimizde bir huzursuzluk vardır.
Bazen de kendimizi herkese yetişmeye çalışırken buluruz ama kendimize yetişemeyiz.
İşte Eylül tam da burada bize küçük bir hatırlatma yapıyor:
“Biraz dur. Kendine bak. Sen nasılsın?”
Eylül’e girerken önce hayatımızı değil, kendimizi gözden geçirelim
Yeni ayların başında genellikle listeler yaparız.
Daha sağlıklı besleneceğim.
Daha çok spor yapacağım.
Daha düzenli olacağım.
Daha çok çalışacağım.
Daha az telefon kullanacağım…
Bunların hepsi güzel.
Ama belki bu kez listeye başka bir soru ekleyebiliriz:
“Bana gerçekten ne iyi geliyor?”
Çünkü kendimize iyi bakmak yalnızca sağlıklı beslenmek veya spor yapmak değildir.
Bazen erken yatmaktır.
Bazen hayır diyebilmektir.
Bazen uzun zamandır aramadığımız bir dostumuzu aramaktır.
Bazen sessiz kalıp kendi sesimizi duymaktır.
Bazen de artık bize iyi gelmeyen bir alışkanlığı, düşünceyi ya da ilişki biçimini fark etmektir.
Öz bakımın önemli bir parçası da kişinin kendi fiziksel ve psikolojik ihtiyaçlarını fark edebilmesidir.
Bedenimizi dinlemeyi öğrenelim
Bedenimiz çoğu zaman bizden önce fark eder.
Yorgun olduğumuzu…
Gerildiğimizi…
Bir şeyi istemediğimizi…
Dinlenmeye ihtiyacımız olduğunu…
Ama biz çoğu zaman bedenimizin mesajlarını susturmayı seçeriz.
“Biraz daha dayanayım.”
“Şimdi sırası değil.”
“Sonra dinlenirim.”
“Bunu da halledeyim.”
Ve beden bazen aynı şeyi tekrar tekrar söylemek zorunda kalır.
Bu nedenle Eylül’e girerken kendimize şu soruyu sorabiliriz:
“Bedenim şu anda benden ne istiyor?”
Daha fazla hareket mi?
Daha kaliteli uyku mu?
Daha dengeli beslenmek mi?
Biraz yavaşlamak mı?
Gün ışığında yürümek mi?
Cevap her birimiz için farklı olabilir.
Mevsim geçişlerinde uyku düzeni, duyguları bastırmak, kendini ifade etmek, bazen zorlaşabiliyor.
Zihnimizin de biraz sessizliğe ihtiyacı var
Günün büyük bölümünde zihnimiz konuşuyor.
Ne yapacağız?
Ne yetiştireceğiz?
Kim ne dedi?
Yarın ne olacak?
Ya şöyle olursa?
Ya böyle olmazsa?
Bazen bedenimiz evde, zihnimiz ise henüz yaşanmamış bir gelecekte…
İşte bu yüzden Eylül ayında kendimize küçük bir “zihin molası” verebiliriz.
Her gün birkaç dakika telefondan, sosyal medyadan ve dış dünyanın sesinden uzaklaşarak sadece nefesimize odaklanabiliriz.
Bir kahveyi acele etmeden içebiliriz.
Kısa bir yürüyüş yapabiliriz.
Duygularımızı birkaç cümleyle yazabiliriz.
Ve belki kendimize şunu söyleyebiliriz:
“Her şeyi bugün çözmek zorunda değilim.”
Ruhumuz için de alan açalım.
Ruhsal denge, her zaman mutlu olmak demek değildir.
Bazen üzülmektir.
Bazen özlemektir.
Bazen kızmaktır.
Bazen hiçbir şey yapmak istememektir.
Bunların hepsine insan olmanın bir parçası olarak yer açabilmektir.
Kendimizi sürekli “iyi hissetmeye” zorlamak yerine, ne hissettiğimizi dürüstçe kabul etmek çok daha kıymetli olabilir.
Çünkü kabul ettiğimiz duygu, bizimle konuşmaya başlar.
Belki Eylül ayında kendimize küçük bir soru soralım:
“Uzun zamandır hangi duygumu duymamazlıktan geliyorum?”
Cevabı hemen bulmak zorunda değiliz.
Bazen doğru soruyu sormak bile bir başlangıçtır.
Yeni mevsim, yeni bir “ben” olmak zorunda değil
Eylül geldi diye kendimizi baştan yaratmak zorunda değiliz.
Belki ihtiyacımız olan şey daha iyi bir versiyonumuz olmak değil…
Kendimize daha yakın bir versiyonumuz olmak.
Neyi gerçekten istediğimizi bilmek.
Neyi istemediğimizi fark etmek.
Bedenimizin sınırlarına saygı duymak.
Zihnimizi gereksiz yüklerden biraz arındırmak.
Ruhumuza iyi gelen insanlara, yerlere ve anlara daha fazla alan açmak.
Çünkü gerçek denge; hayatımızda hiç sorun olmaması değil, hayatın içindeki değişimlere rağmen kendimizle bağımızı kaybetmemektir.
Eylül bize bunu hatırlatabilir.
Yapraklar değişirken biz de değişebiliriz.
Ama bu değişim illa daha hızlı olmak zorunda değil.
Belki biraz daha yavaş…
Biraz daha bilinçli…
Biraz daha kendimiz olarak…
Ve belki bu Eylül’de en güzel başlangıç şudur:
Kendimize yeniden dönmek.
Ruhumuzu dinlemek.
Zihnimizi sakinleştirmek.
Bedenimize kulak vermek.
Ve üçünün arasında yeniden o güzel dengeyi kurmak…
Çünkü insan bazen dünyayı değiştirmeden önce, kendi içindeki dengeyi yeniden bulmaya ihtiyaç duyar.
Eylül’ünüz kendinize döndüğünüz, hafiflediğiniz ve içinizde yeni bir alan açtığınız bir ay olsun.
Sevgiyle,
Derya Demir
Holistik İyileşme |
Ruh • Zihin • Beden Denge Çalışmaları