seks hikayesi seks hikayesi escort beylikdüzü beylikdüzü escort esenyurt escort avcılar escort esenyurt escort esenyurt escort beylikdüzü escort beylikdüzü escort beylikdüzü escort beylikdüzü escort beylikdüzü travesti beylikdüzü escort şirinevler escort beylikdüzü escort beylikdüzü escort
Bugun...


Av. ÖZCAN BAKIRCI

facebook-paylas
AHLAKIN SAVCISI OLMAK
Tarih: 13-10-2026 13:56:00 Güncelleme: 13-10-2026 13:56:00


Yakın za­ma­na kadar top­lum ola­rak ah­la­kı daha çok aile için­de, ma­hal­le­de, okul­da ve vic­dan­da tar­tı­şır­dık. Bir dav­ra­nı­şı ayıp­lar­dık, bir sözü ya­dır­gar­dık, bir kı­ya­fe­ti fazla bu­lur­duk. Ama bütün bun­la­rın so­nun­da bir sınır vardı. Ayıp olan her şey suç de­ğil­di.

 

Şimdi o sınır gi­de­rek bu­la­nık­la­şı­yor.


Bir kon­ser sah­ne­sin­de­ki dans fi­gür­le­ri sav­cı­lık dos­ya­sı­na gi­re­bi­li­yor. Bir te­le­viz­yon prog­ra­mın­da bir kol­ye­nin ne işe ya­ra­dı­ğı­nı an­la­tan bir cümle so­ruş­tur­ma ko­nu­su ola­bi­li­yor. Bir sa­nat­çı­nın kı­ya­fe­ti, bir şar­kı­cı­nın sahne per­for­man­sı, bir sos­yal medya pay­la­şı­mı artık yal­nız­ca “be­ğen­dim-be­ğen­me­dim” tar­tış­ma­sı­nın ko­nu­su ol­mak­tan çıkıp ceza hu­ku­ku­nun sı­nır­la­rı­na da­ya­na­bi­li­yor.

 

Ma­ni­fest gru­bu­nun kon­se­riy­le baş­la­yan ve Bennu Ge­re­de hak­kın­da baş­la­tı­lan müs­teh­cen­lik so­ruş­tur­ma­sı ile devam eden süreç as­lın­da iki ayrı olay­dan daha faz­la­sı­nı an­la­tı­yor.

 

Dev­le­tin ahlak ile hukuk ara­sın­da­ki çiz­gi­yi ne­re­de çi­ze­ce­ği so­ru­su­nu gün­de­me ge­ti­ri­yor.

 

Ma­ni­fest'in 6 Eylül 2025'te Kü­çük­çift­lik Park'ta ver­di­ği kon­se­rin ar­dın­dan İstan­bul Cum­hu­ri­yet Baş­sav­cı­lı­ğı so­ruş­tur­ma baş­lat­tı. Sav­cı­lık, sah­ne­de­ki dans fi­gür­le­ri­nin top­lu­mun ortak edep ve hayâ duy­gu­la­rı­nı ihlal et­ti­ği de­ğer­len­dir­me­sin­de bu­lun­du. Son­ra­sın­da ha­zır­la­nan id­di­ana­me­de grup üye­le­ri hak­kın­da hapis ce­za­sı talep edil­di. Mah­ke­me de grup üye­le­ri­nin her biri hak­kın­da üç ay 22 gün hapis ce­za­sı­na hük­met­ti; hük­mün açık­lan­ma­sı­nın geri bı­ra­kıl­ma­sı­na karar ve­ril­di. Fakat dos­ya­nın belki de en dik­kat çe­ki­ci ay­rın­tı­sı şuydu:

Kon­ser 18 yaş sı­nı­rı bu­lu­nan bir et­kin­lik­ti.


Yani kar­şı­mız­da ço­cuk­la­rın rast­lan­tı so­nu­cu kar­şı­laş­tı­ğı bir sokak gös­te­ri­si yoktu. Bilet alı­na­rak gi­ri­len, yaş sı­nı­rı be­lir­len­miş bir kon­ser vardı. Buna rağ­men sav­cı­lık, sah­ne­de­ki per­for­man­sı top­lu­mun edep, iffet, ar ve haya duy­gu­la­rı üze­rin­den de­ğer­len­dir­di.

 

Tam bu­ra­da in­sa­nın zih­ni­ne başka bir soru ge­li­yor:
Bir ye­tiş­ki­nin bi­le­tiy­le gir­di­ği ve ye­tiş­kin­le­re yö­ne­lik dü­zen­le­nen bir kon­se­rin sah­ne­si ile ço­cuk­la­rın bu­lun­du­ğu ka­mu­sal alan aynı mıdır?
Bir ti­yat­ro sah­ne­si ile sokak aynı mıdır?

 

Bir sanat per­for­man­sı ile ger­çek ha­yat­ta ger­çek­leş­ti­ri­len cin­sel dav­ra­nış aynı mıdır?
Hu­ku­kun bütün bu so­ru­la­ra tek bir cevap ver­me­si müm­kün de­ğil­dir.
Çünkü bağ­lam, hu­kuk­ta ay­rın­tı de­ğil­dir.
Bağ­lam, bazen da­va­nın ken­di­si­dir.

 

Bennu Ge­re­de hak­kın­da baş­la­tı­lan so­ruş­tur­ma ise başka bir ka­pı­yı açı­yor. Ge­re­de'nin bir te­le­viz­yon/Yo­uTu­be prog­ra­mın­da boy­nun­da­ki kol­yey­le il­gi­li yap­tı­ğı açık­la­ma­lar, ba­sı­na yan­sı­yan bil­gi­le­re göre TCK 226 kap­sa­mın­da müs­teh­cen­lik so­ruş­tur­ma­sı­nın ko­nu­su oldu.

 

Bu­ra­da da aynı so­ruy­la karşı kar­şı­ya­yız: Bir in­sa­nın cin­sel bir ürün hak­kın­da ko­nuş­ma­sı ile cin­sel bir eylem ger­çek­leş­tir­me­si aynı şey midir?
Bir cin­sel ko­nu­dan söz etmek ile müs­teh­cen yayın yap­mak ara­sın­da hiç mi fark yok­tur?


El­bet­te var­dır. Ol­ma­lı­dır.
Çünkü hukuk, yal­nız­ca gö­rün­tü­nün veya ke­li­me­nin ken­di­si­ne bak­maz. Onun ne­re­de, kime, hangi amaç­la ve hangi bağ­lam­da su­nul­du­ğu­na da bak­mak zo­run­da­dır.

 

Aksi halde te­le­viz­yon ek­ra­nın­da­ki bir cüm­ley­le bir ço­cu­ğa gön­de­ri­len müs­teh­cen içe­rik ara­sın­da, ti­yat­ro sah­ne­sin­de­ki bir per­for­mans­la ka­mu­sal alan­da­ki teş­hir ara­sın­da hiç­bir fark kal­maz.

 

İşte o zaman ceza hu­ku­ku, dav­ra­nış­la­rı değil, top­lu­mun ra­hat­sız­lık kat­sa­yı­sı­nı ölç­me­ye baş­lar. Bu ise teh­li­ke­li bir yol­dur.

 

Çünkü top­lu­mun ahlak an­la­yı­şı tek de­ğil­dir. Aynı ül­ke­de fark­lı ha­yat­lar var­dır.
Fark­lı aile­ler, fark­lı inanç­lar, fark­lı kül­tür­ler, fark­lı sanat an­la­yış­la­rı, fark­lı yaşam bi­çim­le­ri var­dır. Bi­ri­nin ah­lak­sız bul­du­ğu şey, bir baş­ka­sı için sanat ola­bi­lir. Bi­ri­nin müs­teh­cen de­di­ği gö­rün­tü, bir baş­ka­sı için sahne per­for­man­sı ola­bi­lir. Bi­ri­nin ayıp gör­dü­ğü söz, başka biri için cin­sel­lik ko­nu­sun­da ko­nuş­ma­nın doğal bir par­ça­sı ola­bi­lir. Dev­le­tin gö­re­vi bütün bu fark­lı­lık­la­rı tek bir ahlak ka­lı­bı­na sok­mak de­ğil­dir.


Hu­ku­kun gö­re­vi, bu fark­lı­lık­la­rın ne­re­de bir­bi­ri­nin hak­la­rı­na zarar ver­me­ye baş­la­dı­ğı­nı be­lir­le­mek­tir.

 

Ana­ya­sa Mah­ke­me­si'nin ifade ve sanat öz­gür­lü­ğü ko­nu­sun­da ge­liş­tir­di­ği iç­ti­hat­lar­da da me­se­le­nin yal­nız­ca içe­ri­ğin ken­di­si ol­ma­dı­ğı gö­rü­lü­yor. Ese­rin bü­tü­nü, bağ­la­mı, hitap et­ti­ği kitle, amacı ve muh­te­mel et­ki­le­ri bir­lik­te de­ğer­len­di­ril­me­li.

 

Bu çok önem­li. Çünkü sa­na­tın do­ğa­sın­da biraz da ra­hat­sız etmek var­dır.
Sanat yal­nız­ca güzel olanı gös­ter­mek için ya­pıl­maz.

 

Bazen çir­kin­li­ği gös­te­rir. Bazen cin­sel­li­ği an­la­tır.
Bazen şid­de­ti an­la­tır.
Bazen top­lu­mun kabul et­ti­ği ah­la­ki sı­nır­la­rı sor­gu­lar.
Eğer sanat yal­nız­ca her­ke­sin üze­rin­de uz­laş­tı­ğı şey­le­ri söy­le­ye­bi­le­cek­se, sa­na­tın sı­nır­la­rı zaten çi­zil­miş de­mek­tir. Oysa öz­gür­lük tam da sı­nı­rın baş­la­dı­ğı yerde ken­di­ni gös­te­rir.

 

Ho­şu­mu­za giden söz­le­ri sa­vun­mak ko­lay­dır. Asıl me­se­le ho­şu­mu­za git­me­yen söz­le­rin de hukuk ta­ra­fın­dan ko­ru­nup ko­ru­na­ma­ya­ca­ğı­dır.

 

El­bet­te sı­nır­sız bir öz­gür­lük­ten söz et­mi­yo­ruz. Ço­cuk­la­rın ko­run­ma­sı ge­re­kir. Cin­sel is­tis­ma­rın ön­len­me­si ge­re­kir. Ki­şi­le­rin onu­ru­nun ve özel ha­ya­tı­nın ko­run­ma­sı ge­re­kir. Ka­mu­sal dü­ze­nin ko­run­ma­sı ge­re­kir.

 

Fakat bütün bu meşru amaç­la­rın var­lı­ğı, ceza hu­ku­ku­na sı­nır­sız bir alan açmaz.
Çünkü ceza hu­ku­ku en ağır dev­let mü­da­ha­le­si­dir.

 

Bir dav­ra­nı­şı suç ilan etmek, yal­nız­ca “bunu doğru bul­mu­yo­rum” demek de­ğil­dir.
İnsa­nın öz­gür­lü­ğü­ne, iti­ba­rı­na, mes­le­ği­ne ve ha­ya­tı­na doğ­ru­dan mü­da­ha­le et­mek­tir.

 

Bu yüz­den ceza hu­ku­kun­da sı­nır­la­rın müm­kün ol­du­ğun­ca açık ol­ma­sı ge­re­kir.

 

Bugün Ma­ni­fest'in dansı.
Yarın bir ti­yat­ro oyunu.
Sonra bir film sah­ne­si.
Bir roman.
Bir ka­ri­ka­tür.
Bir te­le­viz­yon prog­ra­mın­da­ki cümle.
Bir sa­nat­çı­nın kı­ya­fe­ti.
Ve so­nun­da top­lu­mun “mak­bul” kabul edi­len ahlak an­la­yı­şı­nın dı­şı­na çıkan her şey için bir so­ruş­tur­ma ih­ti­ma­li...
Asıl kor­ku­tu­cu olan budur.
Çünkü ah­la­kın sı­nır­la­rı­nı ge­niş­let­mek ko­lay­dır.
Bir kez baş­la­dı­ğı­nız­da ne­re­de du­ra­ca­ğı­nı­zı be­lir­le­mek zor­dur.
Bugün top­lu­mun ço­ğun­lu­ğu­nun ra­hat­sız ol­ma­dı­ğı bir dav­ra­nı­şı yarın başka bir ço­ğun­luk ra­hat­sız edici bu­la­bi­lir.

 

Hu­ku­kun ço­ğun­luk­la­rın de­ği­şen ahlak an­la­yış­la­rı­na göre ha­re­ket et­me­si ise hukuk gü­ven­li­ği­ni or­ta­dan kal­dı­rır.

 

Ceza hu­ku­ku­nun gö­re­vi top­lu­mun bütün ayıp­la­rı­nı ce­za­lan­dır­mak de­ğil­dir.
Ayıp başka şey­dir, suç başka.
Be­ğen­me­mek başka şey­dir, ya­sak­la­mak başka.
Ra­hat­sız olmak başka şey­dir, ce­za­lan­dır­mak başka.
Bir dav­ra­nı­şı ah­la­ken yan­lış bul­mak başka şey­dir, onun ceza ka­nu­nun­da suç ola­rak ta­nım­lan­mış ol­ma­sı başka.

 

Bütün me­se­le bu ay­rı­mı ko­ru­ya­bil­mek­te.
Çünkü dev­le­tin gücü, yal­nız­ca suç iş­le­ye­ni ce­za­lan­dır­ma­sın­da değil; suç ol­ma­yan yerde ce­za­lan­dır­ma­ma­sın­da da or­ta­ya çıkar.

 

Belki bugün Ma­ni­fest'i din­le­mi­yo­ruz.
Belki Bennu Ge­re­de'nin söy­le­dik­le­rin­den hoş­lan­mı­yo­ruz.
Belki sahne kı­ya­fet­le­ri­ni fazla bu­lu­yo­ruz.
Belki o kol­yey­le il­gi­li açık­la­ma­yı ge­rek­siz, kaba veya se­vi­ye­siz gö­rü­yo­ruz.
Bun­la­rın hep­si­ni söy­le­me hak­kı­mız var.
Ama hukuk başka bir şey söy­lü­yor:
Be­ğen­me­mek suç de­ğil­dir.

 

Ve hukuk dev­le­ti­nin en zor sı­na­vı da bu­ra­da baş­lar.
Çünkü dev­let, top­lu­mun ah­la­ki has­sa­si­yet­le­ri­ni ko­rur­ken öz­gür­lük ala­nı­nı da ko­ru­mak zo­run­da­dır.

 

İki­si­ni bir­bi­ri­ne feda et­me­den.
Aksi halde sav­cı­lık ma­kam­la­rı­nın önüne yal­nız­ca suç dos­ya­la­rı değil, top­lu­mun bütün “ayıp­la­rı” gel­me­ye baş­lar.

 

O gün gel­di­ğin­de artık şu so­ru­yu sor­ma­mız ge­re­kir:
Biz ger­çek­ten suçu mu ce­za­lan­dı­rı­yo­ruz, yoksa ho­şu­mu­za git­me­yen ha­yat­la­rı mı?
Belki de bugün tar­tış­ma­mız ge­re­ken asıl me­se­le Ma­ni­fest'in dansı ya da Bennu Ge­re­de'nin kol­ye­si de­ğil­dir.

 

Asıl me­se­le, hu­ku­kun ahlak kar­şı­sın­da ne­re­de du­ra­ca­ğı­dır.
Çünkü ahlak de­ği­şir.
Top­lum de­ği­şir.
Sanat de­ği­şir.

 

Ama hukuk dev­le­ti­nin de­ğiş­me­me­si ge­re­ken bir il­ke­si var­dır:
Suç ol­ma­yan yerde ceza olmaz.



Bu yazı 5 defa okunmuştur.

FACEBOOK YORUM
Yorum

YAZARIN DİĞER YAZILARI

YAZARLAR
ÇOK OKUNAN HABERLER
SON YORUMLANANLAR
  • HABERLER
  • VİDEOLAR
HABER ARŞİVİ
GAZETEMİZ

nöbetçi eczaneler
HABER ARA
Bizi Takip Edin :
Facebook Twitter Google Youtube RSS
YUKARI