seks hikayesi seks hikayesi escort beylikdüzü beylikdüzü escort esenyurt escort avcılar escort esenyurt escort esenyurt escort beylikdüzü escort beylikdüzü escort beylikdüzü escort beylikdüzü escort beylikdüzü travesti beylikdüzü escort şirinevler escort beylikdüzü escort beylikdüzü escort
Bugun...


Av. ÖZCAN BAKIRCI

facebook-paylas
YAŞLI ADAMIN ÜLKESİ
Tarih: 08-07-2026 16:18:00 Güncelleme: 08-07-2026 16:18:00


Mer­sin'deki kat­li­am, bize yal­nız­ca bir ci­na­ye­ti değil; mo­dern şid­de­tin en ka­ran­lık yü­zü­nü, an­lam­sız­lı­ğı­nı da ha­tır­lat­tı.

 

18­Ma­yıs 2026, öğ­le­den biraz sonra, Mer­sin'in Çam­lı­yay­la il­çe­sin­de sı­ra­dan bir gündü. Bir kasap sucuk tar­tı­yor­du te­ra­zi­sin­de. Bir tır şo­fö­rü yola çık­mış­tı. Bir çoban sü­rü­sü­nü gü­dü­yor­du. Sonra Metin Öz­türk geldi ve hiç­bir şey es­ki­si gibi kal­ma­dı. Yedi yerde, yedi fark­lı anda, yedi fark­lı in­sa­nın kar­şı­sı­na çıktı. Al­tı­sı ha­ya­tı­nı kay­bet­ti. Se­ki­zi ya­ra­lan­dı. Öl­dü­rü­len Ahmet Ercan Can henüz on sekiz ya­şın­day­dı.

 

Olayı öğ­ren­di­ği­miz­de ilk ref­lek­si­miz anlam ara­mak oldu. Neden? Ne is­ti­yor­du? Kime kız­gın­dı? Bu so­ru­lar, in­sa­nın zih­ni­nin ken­di­li­ğin­den kur­du­ğu bir sa­vun­ma kal­ka­nı­dır. Bir neden bul­mak, bir man­tık zin­ci­ri kur­mak; şid­de­ti an­lam­lan­dı­ra­bil­mek, onu ıssız ve soğuk ger­çek­li­ğin­den ko­pa­rıp bir hi­kâ­ye­ye yer­leş­tir­mek. Fakat Metin Öz­türk bize bu ra­hat­la­ma­yı ta­nı­mı­yor. Evet, önce eski eşini öl­dür­dü — bir neden belki. Ar­dın­dan eski iş ye­ri­ni bastı — bir kin belki. Sonra yolda yü­rü­yen in­san­la­ra, akar­ya­kıt is­tas­yo­nun­da duran şo­fö­re, mera ke­na­rın­da ço­ban­lık yapan genç­le­re ateş açtı. Neden?

 

Bu­ra­sı artık hi­kâ­ye­nin ko­ri­dor­la­rı­nı tı­kı­yor. Çünkü "neden" so­ru­su bu­ra­da ya­nıt­sız ka­lı­yor.

 

“An­la­ya­ma­dı­ğı­mız şid­det­ten çok daha fazla kor­ku­yo­ruz. Çünkü an­la­ya­ma­dı­ğı­mız şey, bizi de hedef ala­bi­lir.”

 

1994 ya­pı­mı Oli­ver Stone filmi Na­tu­ral Born Kil­lers — Türk­çe­siy­le Katil Do­ğan­lar — bu an­lam­sız­lı­ğı si­ne­ma di­liy­le gö­rü­nür kıl­ma­ya ça­lı­şan ilk büyük gi­ri­şim­ler­den bi­riy­di. Mic­key ve Mal­lory Knox, kim­se­ye açık­la­na­ma­ya­cak bir öf­key­le yol­la­ra dü­şü­yor; rast­la­dık­la­rı­nı öl­dü­rü­yor­du. Film, med­ya­nın bu şid­de­ti nasıl bir şöh­ret en­düst­ri­si­ne dö­nüş­tür­dü­ğü­nü eleş­ti­ri­yor­du. Ama asıl te­dir­gin edici olan buydu: Se­yir­ci, ne kadar iti­raz etse de bu ka­rak­ter­le­ri an­la­mak için bir kapı arı­yor­du. Geç­miş­le­ri mi? Trav­ma­la­rı mı? Top­lu­mun ya­rat­tı­ğı ca­na­var­lar mıy­dı­lar? Stone, bu ka­pı­yı ka­sıt­lı ola­rak açık bı­rak­tı. “Bazı in­san­lar katil doğar. Geri ka­la­nı ise katil ol­ma­yı öğ­re­nir." Fil­min bu ön­cü­lü, suç­lu­yu hem üre­ti­me hem de do­ğa­ya bağ­lar; ama hiç­bi­ri­ni tam açık­la­maz. He­pi­mi­zi tam da bu boş­luk­ta bı­ra­kır tıpkı Mer­sin’li Katil Metin Öz­türk gibi…

 

Fakat Cor­mac Mc­Carthy'nin ro­ma­nın­dan Coen Kar­deş­ler'in si­ne­ma­ya ak­tar­dı­ğı No Co­untry for Old Men — Yaşlı Adama Yer Yok — bu an­lam­sız­lı­ğı çok daha so­ğuk­kan­lı bir şe­kil­de kod­lu­yor. Anton Chi­gurh, bir seri ka­til­dir; ama aynı za­man­da bir fel­se­fe­dir. Kur­ban­la­rı­na şans verir: ya­zı-tu­ra. Eğer tura ge­lir­se öl­me­ye­bi­lir­si­niz. Eğer yazı ge­lir­se... Chi­gurh'ün bu ri­tü­eli, şid­de­ti bir tür koz­mik kader oyu­nu­na dö­nüş­tü­rür. Sizi öl­dür­me­si­nin bir ne­de­ni yok­tur. Sizi öl­dür­me­me­si­nin de.
"Her­kes kendi se­çim­le­ri­ni taşır," der Chi­gurh. "Ama bazı se­çim­ler sizi seçer." Film, şid­de­tin rast­lan­tı­sal­lı­ğı­nı ve in­sa­nın bu rast­lan­tı kar­şı­sın­da­ki ça­re­siz­li­ği­ni kur­gu­lar. Film­de Tommy Lee Jones’un can­lan­dır­dı­ğı Şerif Ed Tom Bell'in son sözü ise bir iti­raf­tır: "Ben bu dün­ya­nın ge­ri­sin­de kal­dım."

 

İşte tam bu nokta. Şerif Ed Tom Bell, film­de an­la­ma­ya ça­lı­şır. Bir ömür şe­rif­lik yap­mış, suçun her tür­lü­sü­nü gör­müş, ci­na­yet­ler çöz­müş­tür. Ama o anda kar­şı­sın­da olan şeyi ne dü­şün­ce sis­te­mi ne ahlak an­la­yı­şı ne de mes­lek tec­rü­be­si açık­la­ya­bil­mek­te­dir. Bell emek­li olur. Ye­nil­gi­yi kabul eder. Ama bu ye­nil­gi ah­la­ki bir çöküş değil; dü­rüst bir tes­li­mi­yet­tir. "Ben bu şid­de­ti an­lam­lan­dı­ra­mı­yo­rum" demek, bir top­lum­da­ki en na­mus­lu iti­raf­tır belki de.

 

Biz bugün tam da o şe­ri­fin ye­rin­de­yiz. Mer­sin Va­li­li­ği açık­la­dı: Metin Öz­türk'ün uyuş­tu­ru­cu ba­ğım­lı­lı­ğı ne­de­niy­le de­fa­lar­ca has­ta­ne­ye ya­tı­şı olmuş, çe­şit­li psi­ki­yat­rik ta­nı­lar almış. Bu bilgi bir şey­le­ri açık­lı­yor — bağ­la­mı ku­ru­yor, bir geç­miş çi­zi­yor. Ama hiç­bir şeyi an­lam­sız­lık­tan kur­tar­mı­yor. Çünkü o öğ­le­den sonra Çam­lı­yay­la'da rast­ge­le ateş açan adam, ken­di­si­ni ne Arzu Özden'le ne Sabri Pan'la ne de yolda yü­rü­yen Ab­dul­lah Koca'yla bağ­la­yan bir neden zin­ci­ri inşa et­me­miş­ti. Ya da en azın­dan biz o zin­ci­ri bir türlü gö­re­mi­yo­ruz.

 

Bu yeni suçlu ti­pi­nin en teh­li­ke­li yanı budur: Mo­ti­vas­yo­nun yok­lu­ğu. Kla­sik ci­na­yet­ler­de kıs­kanç­lık var­dır, para var­dır, in­ti­kam var­dır — bun­lar deh­şet ve­ri­ci­dir ama en azın­dan in­sa­nın an­la­ya­bi­le­ce­ği dür­tü­ler­dir. Oysa yeni kat­li­am suç­lu­su, anlam üre­ten sis­te­min dı­şın­da durur. Bu kişi; si­ya­si bir ma­ni­fes­to bı­rak­maz.

 

Sis­te­min kur­ba­nı ol­du­ğu­nu ilan etmez. Sa­de­ce ateş açar. Ve durur. Ve ye­ni­den açar.
“Şerif Bell emek­li oldu çünkü düş­ma­nı ta­nı­mı­yor­du artık. Biz de ta­nı­mı­yo­ruz. Ve bu, kor­ku­nun en derin bi­çi­mi­dir.”

 

Peki bu yüz­leş­me­den ne çıkar? Chi­gurh'ün ya­zı-tu­ra­sı gibi rast­lan­tı­sal bir şid­de­te karşı top­lum nasıl ha­zır­la­nır? Bu so­ru­nun kolay ya­nı­tı yok­tur. Ruh sağ­lı­ğı po­li­ti­ka­la­rı güç­len­di­ri­le­bi­lir — ol­ma­lı­dır da. Silah eri­şim de­ne­ti­mi sor­gu­la­na­bi­lir — sor­gu­lan­ma­lı­dır da. Ama bun­la­rın hiç­bi­ri o öğlen Tar­sus'ta kasap te­ra­zi­si­nin ba­şın­da duran Sabri Pan'ı ve lo­kan­ta­da paket ser­vis ha­zır­la­yan on sekiz ya­şın­da­ki Ahmet Ercan Can'ı geri ge­tir­mez.

 

Yaşlı şe­ri­fin hali buydu: Ku­ru­mu, ya­sa­la­rı, de­ne­yi­mi, ce­sa­re­ti vardı — ama kar­şı­sın­da­ki­ni an­la­mak için bir dili yoktu. Bizim de yok. Belki an­la­ma­mız ge­rek­mi­yor­dur, der ba­zı­la­rı. Belki yal­nız­ca dur­dur­ma­mız ge­re­kir. Ama bir şeyi dur­dur­mak için önce onun ne ol­du­ğu­nu bil­mek ge­re­kir. Ve biz henüz bil­mi­yo­ruz.
Bu iti­ra­fı ya­pa­bil­mek — tıpkı Bell gibi — hem bir ye­nil­gi hem de bir baş­lan­gıç nok­ta­sı­dır. An­lam­sız şid­de­ti an­lı­yor nu­ma­ra­sı yapan her sis­tem, so­nun­da o şid­de­te yenik düşer. Ama dü­rüst­çe "bunu henüz kav­ra­ya­mı­yo­ruz" diyen top­lum, en azın­dan doğru so­ru­yu so­ru­yor de­mek­tir.

 

Mer­sin'deki kur­ban­la­rın anı­sı­na en büyük saygı, on­la­rı hangi tür bir çıl­gın­lı­ğın yok et­ti­ği­ni an­la­mak için sor­ma­ya devam et­mek­tir. Şerif Bell bunu ya­pa­ma­dı. Belki biz ya­pa­bi­li­riz.



Bu yazı 2019 defa okunmuştur.

FACEBOOK YORUM
Yorum

YAZARIN DİĞER YAZILARI

YAZARLAR
ÇOK OKUNAN HABERLER
SON YORUMLANANLAR
  • HABERLER
  • VİDEOLAR
HABER ARŞİVİ
GAZETEMİZ

nöbetçi eczaneler
HABER ARA
Bizi Takip Edin :
Facebook Twitter Google Youtube RSS
YUKARI