DİPLOMA
Tilki Veli her zamanki gibi semtte zaman geçiriyordu. Bir delikanlının onu aradığını duydu.
"Gelsin bakalım, derdi neymiş öğreniriz," dedi.
Delikanlı işe gireceğini fakat imkânsızlıklar yüzünden okuyamadığını, iş yerinin ise lise diploması istediğini anlattı.
Tilki sordu:
"Ne iş yapacaksın?"
Delikanlı: "Oto boyacısıyım."
Tilki: "Ulan arabayı boyamak için lise diplomasını ne yapacakmış bunlar! Oğlum, sen bilgilerini, telefonunu, bir de resim filan getir, bakarız."
Tilki düşündü: En az on sene öncesine ait bir diploma gerekiyordu.
Delikanlının semtine giden Tilki, çevrede araştırmasını yaptı ve aradığı okulu buldu. Bundan sonrası Tilki için çocuk oyuncağıydı. İki güne diploma hazırdı, delikanlı çağrıldı ve diploması verildi.
Aradan bir ay geçmedi, polisler semtte Tilki Veli’yi arıyordu. Diploma patlamıştı çünkü Tilki Veli ilk defa yaş tahtaya basmıştı. Diplomasını düzenlediği okul, on yıl önce lise değil sadece ilkokulmuş...
Bu alıntı, "VAKIF" isimli romanımdan alınmıştır.
Günümüzde bir diploma krizi yaşanıyor. Ekrem İmamoğlu’nun diplomasının sahte olduğu, Cumhurbaşkanının ise diplomasının hiç olmadığı iddiaları dolaşıyor. Bunlar günlük yaşadığımız dedikodular...
HÜLLE PROFESÖRLER
Bu ülkede "Profesör" unvanıyla gezen ama aslında profesörlükle alakası olmayan, kapısına ve masasına utanmadan "Profesör" yazdıran, aslında doçentken bir gecede unvan değiştiren utanmazlara ne diyeceksiniz?
Üstelik bunlar insan sağlığı ile ilgili mesleklerin sahipleri… Bir diğer tabirle "hülle profesörler"! Bu ülkenin insanları, sahte profesörleri hak etmiyor.
Profesör olabilmek için:
Doçentlik unvanını aldıktan sonra en az 5 yıl süreyle açık bulunan profesörlük kadrosu ile ilgili bilim alanında çalışmak,
YÖK tarafından geçerli kabul edilen yabancı dil sınavından en az 65 puan almak gerekiyor.
BirGün Gazetesi'nden alıntıdır:
ŞOK ŞOK ŞOK Tanıdık hülle profesörler!
“Hiçbir üniversitede bir saat ders vermeden” rektör olan profesörler dışında; Tıp Fakültesi Dekanı, Sağlık Bakanlığı Tedavi Hizmetleri Genel Müdürü, İl Sağlık Müdürü ve Başhekim olan imzacı “hülle profesörler”in bazıları şunlardır:
Metin Doğan – Yıldırım Beyazıt Üniversitesi Rektörü (Ankara Atatürk EAH Ortopedi Klinik Şefi ve Başhekim iken Sakarya Üniversitesi Tıp Fakültesinden Prof. oldu.)
Ekrem Algün – Rize Tayyip Erdoğan Tıp Fakültesi Dekanı (Trabzon Numune EAH Klinik Şefi iken Rize Recep Tayyip Erdoğan Üniversitesi’nden Prof. oldu.)
Selami Akkuş – Yıldırım Beyazıt Üniversitesi Tıp Fakültesi Dekanı (Ankara FTR Klinik Şefi ve Başhekim iken Isparta Süleyman Demirel Üniversitesi’nden Prof. oldu.)
Ahmet Kutluhan – Yıldırım Beyazıt Üniversitesi (Ankara Atatürk EAH KBB Klinik Şefi iken Kafkas Üniversitesi’nden Prof. oldu.)
Yaşar Bükte – Dicle Üniversitesi (Ümraniye EAH Radyoloji Klinik Şefi ve Başhekim iken Dicle Üniversitesi’nden Prof. oldu.)
Serkan Topaloğlu – Karabük Üniversitesi (Türkiye Yüksek İhtisas EAH Kardiyoloji’den Karabük Üniversitesi’ne geçti.)
Dursun Aras – Karabük Üniversitesi (Aynı şekilde Kardiyoloji’den geçiş yaptı.)
Mahmut Gümüş – Bezmialem Üniversitesi (İstanbul Lütfi Kırdar EAH Tıbbi Onkoloji Klinik Şefi iken Kırklareli Üniversitesi’nden Prof. oldu.)
Ahmet Metin – Yıldırım Beyazıt Üniversitesi (Ankara Atatürk EAH Klinik Şefi iken Rize Üniversitesi Tıp Fakültesi’nden Prof. oldu.)
Muzaffer Eroğlu – Hacettepe Üniversitesi (Antalya EAH Üroloji Klinik Şefi olarak çalışırken.)
Öner Odabaş – Karabük Üniversitesi (Türkiye Yüksek İhtisas Hastanesi Üroloji Klinik Şefi olarak çalışırken.)
ÇİNCE BİLİR MİSİNİZ?
Çinlinin biri iş amaçlı Türkiye’ye gelmiş. Aksilik bu ya, bir trafik kazası geçirir ve tercümanı ölür. Kendisi ağır yaralıdır. Aradan biraz zaman geçer, adam biraz iyileşir.
Doktor, kontrol için Çinlinin odasına gider. Raporlara bakarken Çinli doktora:
"Chan chin chun" der.
Doktor şaşırır. Hastaya yaklaşır ve sorar:
"Ne demeye çalışıyorsun, ‘chan chin chun’?"
Doktor meraklanır, tekrar sorar:
"Ne lazımdı?"
Artık Çinlinin rengi solmaya başlamıştır. Son bir kez daha:
"Chan chin chun!" der ve ölür.
Doktor, Çinlinin söylediklerini bir kâğıda yazar.
"Kesin bana parasının yerini söyledi," diye düşünür. Hayaller kurar ve bir tercüman bulur. Kağıdı uzatır, tercüman çevirir:
"Ulan hortuma basıyorsun, nefes alamıyorum!"
Saygılarımla.