Güzel ülkemizin iki ayrı köşesinde iki erkek çocuk dünyaya geliyor. Bu çocuklardan biri varlıklı, zengin bir ailenin evladı; diğeri taşralı, fakir bir ailenin oğlu olarak doğuyor.
Zengin ailenin oğlu her türlü imkâna sahip. Bir dediği iki edilmiyor, özel okullarda okuyor. Baba parası ile vatan görevini bile yapmıyor.
Gariban ailenin oğlu zor şartlar altında okumaya çalışıyor. İmkânsızlıklar dolayısıyla yaşamak için suça karışıyor. Kusursuz bir biçimde, aslanlar gibi vatan görevini yapıyor.
Bu iki delikanlı bu şekilde yaşlanarak Hakk’ın rahmetine kavuşuyor.
Şimdi bu iki kişiden biri dünyanın bütün nimetlerinden faydalandı, diğeri dünyanın bütün dertlerini sırtında taşıdı. Kanunlar bile onları eşit görmedi. Bu durumda fakir doğanın suçu neydi? Zenginin oğlu olarak doğanın mükâfatı neydi?
Dinî açıdan baktığımızda “Gariban üzülmesin, öbür tarafta o rahat edecek; zengin olan da orada çile çekecek.” açıklaması böyle mi olmalı? Diyanet Vakfı’nın Amerika’da yüz milyon dolar değerinde on iki adet villası varmış. Acaba bizim gariban, Hakk’ın rahmetine kavuşunca bu villaların birinde mi ikamet edecek?
Cübbeli Ahmet Hoca oğlunu İngiltere’ye yollamış. Sebep olarak da “Türkiye’de kötü arkadaşlardan kurtulsun, terbiyeli büyüsün diye yolladım.” demiş. Arabistan değil İngiltere’yi tercih etmiş. “Ver talkını, ye salkımı.”
Cübbeli Ahmet Hoca şöyle yumurtluyor, hem de çift sarılı yumurtluyor: Fakirin 500 sene önce cennete gireceğini, zengin zekâtını verse bile 500 sene cennetin kapısında bekleyeceğini söylüyor.
Beş on sene bu dünyada zengin yaşamak için cennetin kapısında 500 sene beklemeye değer mi, diyor. Yani yazımın başındaki gariban cennetlik bir insanmış.
İ. MELİH
İbrahim Melih Bey, yani Ankaralılara bu dünyada cehennemi yaşatmayı başaran büyük başkan…
FETÖ’ye bu kadar büyük kitleleri nasıl ele geçirdiğini soran gazeteciye üç harflerle cevabını veriyor ve kendisinin de buna inandığını söylüyor.
Bu adam milyonlarca insanın yaşadığı Türkiye Cumhuriyeti’nin başkentinde belediye başkanlığı yaptı. Geçmiş olsun Ankara.
Tilki Veli’ye sormuşlar: “Öldükten sonra uzun zaman anılmak istiyorum, bunun garanti bir yolu var mı?”
Tilki Veli: “Olmaz mı var? Tabii ki var. Ölmeden önce eşten, dosttan, akrabadan kim varsa herkesten borç alacaksın. Bak, yıllarca nasıl anılırsın, aklın durur.”
GARİPTİR BENİM ÜLKEM
65 yaşında memuriyetin biter.
Öğretmenlik yapıp 40 kişilik sınıfı yönetemezsin ama ülkeyi yönetebilirsin.
Kendi başına karar veremezsin.
Kendi arabanı, kendine ait evini satamazsın.
Meclise vekil olursan vatanı satabilirsin.
TÜRK’ÜN GÜCÜ
Ajanlar birliği toplantısında Alman, Rus, İranlı, Norveçli, İtalyan ve bizim Türk ajanı… Her ajan kendi ülkesinin meşhurlarını, buluşlarını anlatmaya başlar.
Alman: “Bizim otomobillerimizin üzerine araç yapan yoktur.” (BMW, Mercedes, Opel, VW, Audi)
Rus: “Bizim gizli ajanımız uçan sinekten haberdardır.”
Norveçli: “Bizim evlerimiz meşhurdur, villa tipidir.”
İranlı: “Bizim halılarımızın üzerine halı yoktur, dünyada bir numaradır.”
İtalyan: “Bizim kızlarımız sarışın, mavi gözlü, lokum gibidir.”
Tabii bu arada Türk ajan dinler ve sırasını bekler.
“Türk’e sizin neyiniz meşhur? Sıra sende.” derler.
Türk der ki: “Bizim erkeklerimiz dünyaca ünlüdür.”
TÜRK ERKEĞİ
Alman’ın arabasını alır.
İtalyan’ın kızını bindirir.
Norveçli’nin evine götürür.
İranlı’nın halısının üzerinde bir güzel becerir.
Bu olayları Rus KGB’sinin ruhu bile duymaz.
Saygılar.