Geçtiğimiz hafta TBMM’de sessiz sedasız geçirilen bir yasa, Türkiye işçi sınıfı açısından yeni bir miladı işaret ediyor. Turizm sektöründe çalışan emekçilerin haftalık izin hakkı, artık 7 gün değil 10 gün çalışmanın ardından 1 gün olarak verilecek.
Evet, yanlış okumadınız. Anayasa’nın açık hükümlerine rağmen, bir sektör özelinde dinlenme hakkı fiilen gasp edildi.
Bu düzenleme, yalnızca bir iş yasası değişikliği değil. Bu, Türkiye’nin çalışma yaşamında “kölelik koşullarına” bir adım daha yaklaştığı bir dönüm noktasıdır.
Anayasa Ne Diyor?
Türkiye Cumhuriyeti Anayasası’nın 50. maddesi, “dinlenmek çalışanların hakkıdır” der. Bu hak, İş Kanunu’nun 46. maddesiyle “haftada 24 saat kesintisiz izin” olarak tanımlanır. Ancak şimdi bu hak, turizm çalışanları için geçersiz hale getirildi.
Üstelik karar, yalnızca turizmle sınırlı kalmayacak gibi görünüyor. Meclis kulislerinde, inşaat ve tekstil sektörleri için de aynı modelin uygulamaya alınması konuşuluyor. Yani sözde “mevsimsel ihtiyaç” bahanesiyle yasal koruma alanı bir bir kaldırılıyor.
Kime göre? Elbette yine işverene göre…
Esneklik mi? Yoksa Hak İhlali mi?
“10+1” formülünü savunanlara göre, sistem hâlâ adil: Çalışan ücretini alıyor, izni de biriktirip sonra kullanıyor.
Ancak mesele sadece ücret değil. İnsan bedeni 10 gün boyunca günde 12-14 saat çalışmaya dayanamaz. Turizm ve inşaat gibi ağır tempolu sektörlerde bu sistemin sonucu iş kazaları, tükenmişlik ve mesleki deformasyondur.
Yani bu yasa, ücretli köleliğin yasal zemini olarak önümüzde duruyor.
Sendikalar Neredesiniz?
Sınırlı sayıda sendika bu karara açık biçimde karşı çıktı. Türkiye İşçi Partisi’nin TBMM’de yaptığı “kölelik yasasına hayır” açıklaması basında yer buldu. Ama Türkiye’nin emek örgütlerinden güçlü ve yaygın bir karşı duruş henüz gelmiş değil.
Oysa bu yalnızca bir sektör meselesi değil. Bu, emek dünyasının tamamını ilgilendiren yapısal bir saldırı. Bugün turizmde başlıyor, yarın organize sanayi bölgelerine, market zincirlerine, çağrı merkezlerine sıçrayacak.
Bu Bir Tercih Değil, Mecburiyet
“İşçi isterse 10 gün çalışır, 1 gün dinlenir” deniyor. Gerçek bu mu?
Hayır. Aslında bu düzenlemede işçinin seçme hakkı yok. Sistem, “ya bu koşulda çalış, ya da kapının önüne konursun” dayatmasıyla işliyor. Rıza değil, zorunluluk üzerinden kurulmuş bir düzen.
Çalışanlar için seçenek bırakmayan bir sistem, zaten adaletsizdir.
Ne Yapmalı?
Anayasa Mahkemesi bu düzenlemeyi ivedilikle incelemeli. Bu yalnızca İş Hukuku anlamında bir düzenleme değil bir hak gaspıdır.
Sendikalar ve meslek örgütleri topyekûn tepki koymalı.
Bu yasa pilot bölge ya da deneme uygulaması değildir. Emek rejimini değiştirmeye yönelik bir adımdır ve karşısında durulmalıdır.
Haklar Anlamında Geri Gidiştir
Türkiye’de emek zaten ucuzdu. Şimdi bu ucuzluk, daha fazla çalıştırılarak “maksimum sömürüye” çevriliyor. “10+1” yasasıyla işçiden alınan, yalnızca bir günlük izin değil; dinlenme, insanca yaşama hakkıdır.
Cumhuriyet, sadece bir rejim değil, aynı zamanda emek ve hakları savunan bir idealdir. Bu ideal, çalışanların temel haklarına sahip çıkmayı gerektirir. Gündeme getirilen düzenleme bu idealin tam karşısında durmaktadır.