Bugun...


ARZU BAŞLANTI

facebook-paylas
OLMADI BE KIRAÇ!
Tarih: 07-04-2022 18:13:00 Güncelleme: 07-04-2022 18:13:00


Şar­kı­cı Kıraç’ı se­ve­rim. Se­si­ni, bes­te­le­ri­ni. Benim öl­çüt­le­ri­me göre, ger­çek­ten kıy­met­li bir şar­kı­cı ve bes­te­kâr ken­di­si. Ancak en son eko­no­mi pro­fe­sö­rü Prof. Dr. Özgür De­mir­taş ile po­le­mi­ğe gir­me­si­ni üzü­le­rek iz­le­di­ği­mi be­lirt­me­li­yim. Kıraç’ın bu pay­la­şı­mı­nın top­lum için za­rar­lı bir çıkış ol­du­ğu­nu dü­şü­nü­yo­rum. Ge­ri­ye gi­de­lim ve bu ayın or­ta­la­rı­na doğru neler ya­şan­dı­ğı­na şöyle bir ba­ka­lım:
Kıraç bir Tweet attı ve bu pay­la­şı­mın­da şöyle yazdı:
“İsmi lazım değil bir eko­no­mi ya­za­rı ya da fi­nans­çı­yı hem de Tür­ki­ye’de, 4 mil­yo­na yakın insan niye takip eder.”
Evet, bu so­ru­yu sordu Kıraç…

 

Gel­ge­le­lim, bu­ra­da ona, “sev­gi­li Kıraç, lüt­fen bu­ra­da dur!” demek lâzım.
Kıraç, Özgür Hoca’ya atfen, “İsmi lazım değil” ifa­de­si­ni kul­lan­dı­ğı­na göre, belli ki bu du­ru­ma yani bir eko­no­mi pro­fe­sö­rü­nü 4 mil­yon ki­şi­nin takip edi­yor olu­şu­na şa­şır­mış ve hatta üzül­müş.

 

Doğ­ru­su, ben de Kıraç’ın üzül­me­si­ne üzül­düm. Bir tepki gös­ter­di de ben mi ka­çır­dım? Yani Kıraç, en son uçak­ta bil­mem ne­re­si­ni gös­te­ren DJ Ke­rim­can’ın ta­kip­çi sa­yı­sı­na laf etti mi hiç? Yani tek tep­ki­si Özgür Hoca’ya mı? Ke­rim­can’ın da ha­li­ha­zır­da 3,6 mil­yon ta­kip­çi­si var zira. Ha­ri­ka bir sayı bu da! Peki ne ve­ri­yor bu mil­le­te? Ne öğ­re­ti­yor? Üs­te­lik uçak­ta “yan­lış­lık­la” pay­laş­tı­ğı­nı söy­le­di­ği o vi­de­odan sonra ta­kip­çi sa­yı­sı sa­de­ce 100 bin düş­müş! Kıraç, bu du­ru­ma laf etti de, ben mi duy­ma­dım? Zira ben sev­di­ğim sa­nat­çı­la­rı bile takip etmem de ço­ğun­luk­la… Hani ka­çır­mış ola­bi­li­rim o ne­den­le; ca­hil­li­ği­me verin! (Not: İste­yen is­te­di­ği­ni takip eder bu arada. Zevk­ler ve renk­ler tar­tı­şıl­maz. Benim fay­da­sız bul­du­ğum bir şey, baş­ka­sı için çe­ki­ci ola­bi­lir. So­nuç­ta, her­kes za­ma­nın tek­no­lo­ji­si­ne uygun ola­rak sos­yal pay­la­şım si­te­le­ri üze­rin­den bir şey­ler yap­ma­nın der­din­de… Kar­şı­da­ki­ne zarar ver­me­di­ği müd­det­çe emeğe son­suz saygı…)

 

Bu mil­let artık sabah ku­şa­ğı de­di­ko­du­su mo­dun­dan çık­ma­lı, sa­de­ce şar­kı­cı, tür­kü­cü, dizi oyun­cu­su takip et­me­me­li, (tabii ki on­la­rı da takip et­me­li ama) si­ya­se­ti ko­nuş­ma­lı, eko­no­mi öğ­ren­me­ye merak sal­ma­lı, işin uz­man­la­rı­nı din­le­me­li. Neden’i, niçin’i sor­gu­la­ma­lı. Bi­linç­len­me­li. Mil­le­tin bi­linç­len­me­si demek, eği­ti­min de, sa­na­tın da ka­li­te­si­nin art­ma­sı demek. Bu, ge­le­cek­te daha çok Kıraç’lar ola­bi­lir demek. Yani top­lu­mun se­vi­ye­si yük­sel­dik­çe, daha ka­li­te­li üre­tim yapan bes­te­kâr­lar artar, daha ka­li­te­li ses­ler din­le­nir olur. Res­sam­lar daha çok talep görür, daha çok şiir oku­nur, daha çok kitap alı­nır olur… 

 

Sos­yal medya üze­rin­den ka­zan­dık­la­rı­nı ilân et­tik­le­ri o çok pa­ray­la al­dık­la­rı­nı ya da yiyip iç­tik­le­ri­ni mil­le­tin gö­zü­nün içine so­kan­lar değil, top­lu­ma ha­ki­ka­ten artı değer ka­zan­dı­ran­lar değer görür olur. Yani sev­gi­li Kıraç, demem o ki: senin Prof. Dr. Özgür De­mir­taş’ın takip edi­li­yor olu­şu­na üzül­men değil, ak­si­ne se­vin­men ge­re­kir. Ama olaya bir de şu açı­dan bak­mak lâzım: ne de olsa adam “mu­ha­lif” bir pro­fe­sör. Do­la­yı­sıy­la, bu tep­kin ile başka yer­le­re mesaj gön­der­mek is­ti­yor­san, ona da saygı duy­mak (!) gerek tabii.


Tu­rist Ömer


Emek­li ma­aş­la­rı yürek ya­kı­yor… Yok­sul­luk sı­nı­rı­nın 5 bin 878 TL, açlık sı­nı­rı­nın 4 bin 682 TL ol­du­ğu bir ül­ke­de, 2 bin 500 TL emek­li maaşı nasıl ola­bi­lir? Ve de as­ga­ri ücret nasıl bu iki sı­nı­rın al­tın­da ka­la­bi­lir? Mil­le­tin emek­li­si, emek­li­li­ğin­de tu­rist olur bizim ül­ke­ye gelir, 15 kat fazla olan pa­ra­sıy­la yer içer, bi­zim­ki­ler ise ancak ev­le­rin­de torun bakıp Tu­rist Ömer fil­mi­ni iz­ler­ler. İşte bu bizim hi­kâ­ye­miz. Öyle saf öyle temiz…

 

Gök­ler­den gelen bir karar var­dır


İkti­dar seçim ba­ra­jı ile is­te­di­ği gibi oy­na­yıp du­ru­yor. Mart ayı için­de olan bir olay da, AKP ve MHP’nin yani Cum­hur İtti­fa­kı’nın Seçim ve Si­ya­si Par­ti­ler Ya­sa­sı’nda de­ği­şik­lik ya­pıl­ma­sı hu­su­su­nu TBMM Baş­kan­lı­ğı’na sun­ma­sı oldu. Tek­lif, ülke seçim ba­ra­jı­nın yüzde 7’ye dü­şü­rül­me­si­ni ön­gö­rü­yor. Bu, neyin gös­ter­ge­si? Apa­çık en­di­şe­nin ilâmı, dışa vu­ru­mu. Gel­ge­le­lim, ne demiş şair Sezai Ka­ra­koç: “Ne yap­sa­lar boş. Gök­ler­den gelen bir karar var­dır.” Ya, işte! Biz çı­ka­lım ke­re­ve­ti­ne!

 

Bence çıp­lak do­la­şın!

 

Üs­kü­dar’ın ünlü bir kafe- res­to­ra­nın­da geç­ti­ği­miz gün­ler­de bir olay ya­şan­dı. Müş­te­ri bir çift, fazla ya­kın­laş­tık­la­rı ge­rek­çe­siy­le kafe per­so­ne­li ta­ra­fın­dan uya­rıl­dı. Bu an, tabii ki cep te­le­fo­nu­na kay­de­dil­di ve sos­yal med­ya­da gün­dem oldu. Olaya bazı müş­te­ri­ler de mü­da­hil ol­du­lar ve res­to­ran per­so­ne­li­ne tepki gös­ter­di­ler… Gel­ge­le­lim, orada ol­ma­dı­ğı­mız için söz ko­nu­su çif­tin bu ya­kın­laş­ma­yı ne kadar abart­tı­ğı­nı ya da tam ter­si­ne hiç de abart­ma­ya­rak, gayet masum bir se­vi­ye­de ha­re­ket et­ti­ği­ni bi­le­mi­yo­ruz. O ne­den­le ne desek abes ile iş­ti­gal olur. Kim­se­nin hak­kı­na gir­me­mek lâzım. Bu arada, ölçü de, doz da her­ke­se göre de­ği­şir tabii. Fakat madem yeri geldi içim­de­ki­ni de söy­le­ye­yim: öyle çift­ler var ki, oto­büs, mo­to­büs, sos­yal me­kân­lar hak ge­ti­re! Halka açık or­tam­lar­da bu tür sevgi gös­te­ri­le­ri­nin de bir edep bo­yu­tu ol­ma­ma­lı mı? He­pi­mi­zin uymak zo­run­da ol­du­ğu bazı top­lum­sal ku­ral­lar var. Yoksa bana kalsa, ben de kimse kı­ya­fet giy­me­sin, her­kes çıp­lak do­laş­sın derim! Ama öyle değil bu işler.

 

Olay­la­ra “öz­gür­lük” ya da “aşk” göz­lü­ğüy­le bak­tı­ğı­nı söy­le­yip tepki gös­te­ri­li­yor olu­şu­na tepki gös­te­ril­me­si­ne de kar­şı­yım. (Bu cüm­le­yi çö­ze­ne ben­den çi­ko­la­ta!) Yani sırf adı “aşk” diye, aşk gös­te­ri­si­nin bir sı­nı­rı ol­ma­ma­lı mı? Ya da “öz­gür­lük” diye öz­gür­lü­ğün? Ne yazık ki, he­pi­mi­zin öz­gür­lü­ğü baş­ka­sı­nın öz­gür­lü­ğü ile sı­nır­lı… Ya da iyi ki öyle! Ay, neyse, derin ko­nu­lar bun­lar… Bana kalsa… Ama­a­an!

 

En iyisi, kalın sağ­lı­cak­la! Ve tabii aşk ile ve öz­gür­lük ile… O öz­gür­lük her ne­re­de baş­la­yıp ne­re­de bi­ti­yor­sa :)





FACEBOOK YORUM
Yorum

YAZARIN DİĞER YAZILARI

YUKARI